Mevlüt DİNÇ'in tesadüflerle dolu hayat hikayesi
Gönderilme zamanı: 14 Mar 2018 02:09
izdirapgrafik'in konusunda gördüğüm ; viewtopic.php?f=46&t=96281&start=20#p838152
bu röportajı sizlerle paylaşmak istedim.Uzun uzun okumayı seven,oyunun yapımcısı hakkında bilgi edinmek isteyen meraklı arkadaşlar için ve bu röportajın forumda yer alması adına paylaşıyorum.Lütfen mesajları alıntılamayınız ;
3'e böldüm çünkü yazı tek mesaja sığmıyor.
Mevlüt DİNÇ'in tesadüflerle dolu hayat hikayesi
PC World Türkiye - 01 Kasım 2007 / 12:32
Bu köşemizde yılların efsane ismi, bilgisayar oyunları tarihine adını altın harflerle kazımış, dünyaca ünlü MEV DINC (mev dink şeklinde okunuyor) ya da gerçek adıyla MEVLÜT DİNÇ konuk oldu. Heyecan içinde yaptığım bu ropörtajı dikkatli okumanızı tavsiye ediyorum. Tabii, konuğumuz Mev Dinc olunca, bu ayki oyunlarımız da kendiliğinden belirlenmiş oldu. Mev Dinc’in ilk oyunu olan “Gerry the Germ” (Spectrum), System 3 firmasının yayınladığı efsane oyun “The Last Ninja 2” ve “The Last Ninja 3” (Commodore 64 ve Spectrum), motorsiklet yarışlarının efsane oyunu “Enduro Racer” (Spectrum ve Amstrad). Amiga’nın klasik oyunlarından “The First Samurai” ve “The Second Samurai”. “Hammerfist” ve “Time Machine” de bu ayki oyunlarımızdan olacak. Tabii bunlar hep Mev Dinc eserleri… Ordu’da doğan, Ankara’da üniversite okuyan, daha sonra İstanbul’a gelen, tesadüfi bir şekilde İstanbul’da İngiliz bir bayanla evlenip 1979 yılında İngiltere’ye giden Mevlüt Dinç, 1987-1994 yılları arasında önce 8 bit makinelerde, daha sonra oyun konsollarında bir döneme damgasını vurmuş bir türk programcısıdır. Kendi söylemiyle hayat hikayesi milyonda bir olabilecek bir tesadüf ya da şansmış.
2000 yılında Türkiye’ye “kesin” dönüş yapan Mevlüt Dinç, şuan Sobee Yazılım’ın kurucusu ve sahibi. Mynet sponsorluğunda bir çok “online-oyun” dediğimiz projeler hayata geçiren Sobee ekibi, Ağustos 2006 “İstanbul” adlı oyunlarını da yayınlayacak. “World of Warcraft” tarzı, tamamen İstanbul’da geçen, yüzde 100 Türkçe ve Türk yapımı bir oyun. Ben şanslıyım, ropörtaj bittikten sonra oyunun oynanabilir halini gördüm. Gayet başarılı, karakterler, grafikler, mekanlar, özellikle İstanbul çok güzel modellenmiş. Eminönü iskelesi, Yeni Camii’nin olduğu bölüm, gerçekten çok başarılı…
Tabi, bizim ilk etapta ilgilendiğimiz, Commodore 64’ün, Spectrum’un, Amstrad’ın altın çağı olarak nitelendirilen 1984-1994 yılları… Hemen Mevlüt Dinç nam-ı diğer Mev’e ilk sorumu soruyorum:
Efsane oyunların arkasındaki Türk
RetroMaster: Ben yıllarca Mev Dinc adını görürdüm ve yabancı biri zannederdim. Siz Türkiye’ye gelince anladımki aslında o Mev, Mevlüt, dinc te Dinç’miş…
Mevlüt Dinç: Zaten ben Türkiye’ye gelmeden, kimse, o efsane oyunların arkasında bir Türk olduğunu bilmiyordu. Yani mev-dinc diye komik bir isim, ne idüğü belirsiz bir şey..
RM: Oyun dünyasından Rainbow Arts’da grafikerlik yapan Celal Kandemiroğlu’nu biliyorduk. Daha sonra, bu işin kalbi olan İngiltere’den sizi duyunca (tabi bu duyum 15-20 yıl kadar geç oldu) çok şaşırdık…
MD: “First Samurai” oyununda çalışan Teoman Irmak vardı… Türk olarak o lanse edilmişti… Bak bir Türk var, First Samurai’da çalışmış diye…
RM: Peki, siz kimliğinizi gizliyor muydunuz?
MD: Kesinlikle kimliğimi gizleme çabası yoktu. Sadece İngilizler, yabancı isimler konusunda çok tembeldir. İsmini telaffuz etmekte zorlanırlar, zorlanmasalar da bilerek kötü söylerler. Bu beni yormaya başladı. “Bana kısaca MEV deyin, bitirelim bu işi” dedim.
RM: Nasıl bu işlere bulaştınız?
MD: Ben Ordu’da doğdum. Ankara’da okudum. 1975 yılında babamın ölümü beni çok etkiledi. O yıllarda üniversite öğrencisiydim. Tam babamı bulmuşken kaybetmenin acısını kontrol edemedim açıkcası. İstanbul’a geldim. Buralarda takılırken bir şekilde, İngiliz bir kızla evlenip, (ilk eşim) 1979 yılında İngiltere’ye gittim. Hiç düşünmediğim, hayal etmediğim bir şekilde İngiltere’ye yerleştim. Hazır gitmişken orada yüksek lisans yapmak istedim. Fakat buna gücümüz yetmedi. Bir fabrikada çalışmaya başladım.
RM: Ne fabrikası?
MD: Kablo fabrikası.
Yabancı dil yok, iş tecrübesi yok!
RM: Yani ciddi ciddi, “işçi” statüsünde çalışıyordunuz?
MD: Tabi, tabi… Çünkü iş aradım bulamadım. Dil yok! Tecrübe yok! Daha üniversiteden yeni mezun olmuşuz… Eşimin İngiliz olması, en azından bir iş sahibi olmam açısından kolaylık oldu. Fakat onun dışında, benim Türkiye’de üniversiye mezunu olmam, İngiltere’de kabul görmedi. Fabrikada çalışmaya başladım. Kıtaları birbirine bağlayan telekominikasyon kabloları üretiyordu. Yani bugün milyonlarca insan birbiriyle telefonda konuşabiliyorsa bu işte benim de emeğim var (kahkahalarla gülüyoruz!) 1984’ün sonlarında fiber-optik ile ilgili ilk uygulamayı mühendislerle birlikte ben yapmıştım!
Bu arada 1983’te, tamamen tesadüf, fabrikada beraber çalıştığım bir iş arkadaşımın ısrarı üzerine Spectrum bilgisayarı satın aldım.
RM: Zaten Spectrum o yıllarda çıkmış bir alet idi?
MD: Tabi canım, 3 ay kuyrukta bekledik almak için. En sonunda gidip fabrikasından aldık. Bizim şehre iki saat uzaklıkta bir yerdi…
RM: Yani bugün Playstation almak için dükkanların önünde sabahlayan insanlar gibi?
MD: Aynen öyle… Ondan daha da beter! Hem de daha heyecan verici. Yepyeni bir şey… İlk aldığım model 16K idi. Daha 48K’lıkları çıkmamıştı. Hatta 2-3 ay bekledik, 48K için. O arkadaşımın ZX-81’i de vardı… 48K çıkınca fabrikaya gidip, “Ya benim bu cihazım galiba bozuk çıktı, bunu değişelim” gibi numaralar dahi yaptı arkadaşım… 48K’lık versiyonu almak için…. İnanır mısın, adam heyecandan uyuyamıyordu… 48K gelecek diye…
RM: Sizin için büyük bir devrim olmalı…
MD: Bilgisayarın B’sini bilmiyorum. Ben ekonomi mezunuyum aslında… Oyunlara ilgim sıfır! Tamamen bu arkadaşın ısrarıyla bulaştım. İçinden bi kitapçık çıktı… Okumakta zorlandım… Terminoloji farklı… İngilizin kendisi bile zorlanıyor. Yepyeni bir şey. Böyle birşeye de ihtiyacım varmış. Acayip sarıldım buna…
RM: Teyp varmıydı? Yani bir şeyleri load/save etme şansınız?
MD: Başlangıçta yoktu… Daha sonra aldık… Bu arkadaşım bana birkaç tane oyun verdi. Oyunlara baktım hiç ilgilenmedim… Ben oyunlara meraklı olduğum için değil, sadece arkadaşımın ısrarı üzerine aldığım için makineyi başka şeyler arıyordum…
RM: Peki “O” arkadaşınız kim? Hatırlıyor musunuz?
MD: Dino do Santoz. Yıllar sonra onu ben Amerika’da buldum… Her ropörtajımda bu arkadaşımı vurgularım.
RM: Ne yapıyor şu anda?
MD: Emekliye ayrılmış durumda. Çok istedi oyun programcısı olmak. Bir türlü beceremedi. Bilgisayar alım satım işleri ile uğraştı. Ben yıllar sonra ünlendim, ödüller aldım. Bana röportajlarda sorular sorulunca, tabi İngilizlerde şaşırıyor, Türkiye’den gelen biri, İngilizceyi zor konuşan bir adam, en iyi oyun programcılarından… Her zaman o arkadaşımdan bahsederim… Yıllar sonra gittim buldum onu.
RM: Genelde programcılarda bu huy var. Oyun programcıları nedense oyun oynamayı sevmez ama programlamayı sever…
MD: Ama çok az insan oyun oynamadan, ilgi duymadan, o keyfi yaşamadan bu işe girmiş! Fark bu… Bahsettiğim arkadaşım hastaydı oyunlara. Kendi kendine oyun tasarımları yapardı. Bense hiç ilgilenmezdim. Hatta İngiltere’deki dergilerin birinde, “Ünlü oyun yazarları hangi oyunları oynuyor?” diye bir anket yapılmıştı… Benim adıma birşeyler uyduruyorlardı… Benim oğlum 1980 doğumlu… Doğduğundan beri oyun makineleri ile büyüdü… Dergilerde “Mev Dinc” şunu oynuyor, “Mev Dinc Junior” şunu oynuyor diye yazarlardı!
bu röportajı sizlerle paylaşmak istedim.Uzun uzun okumayı seven,oyunun yapımcısı hakkında bilgi edinmek isteyen meraklı arkadaşlar için ve bu röportajın forumda yer alması adına paylaşıyorum.Lütfen mesajları alıntılamayınız ;
3'e böldüm çünkü yazı tek mesaja sığmıyor.
Mevlüt DİNÇ'in tesadüflerle dolu hayat hikayesi
PC World Türkiye - 01 Kasım 2007 / 12:32
Bu köşemizde yılların efsane ismi, bilgisayar oyunları tarihine adını altın harflerle kazımış, dünyaca ünlü MEV DINC (mev dink şeklinde okunuyor) ya da gerçek adıyla MEVLÜT DİNÇ konuk oldu. Heyecan içinde yaptığım bu ropörtajı dikkatli okumanızı tavsiye ediyorum. Tabii, konuğumuz Mev Dinc olunca, bu ayki oyunlarımız da kendiliğinden belirlenmiş oldu. Mev Dinc’in ilk oyunu olan “Gerry the Germ” (Spectrum), System 3 firmasının yayınladığı efsane oyun “The Last Ninja 2” ve “The Last Ninja 3” (Commodore 64 ve Spectrum), motorsiklet yarışlarının efsane oyunu “Enduro Racer” (Spectrum ve Amstrad). Amiga’nın klasik oyunlarından “The First Samurai” ve “The Second Samurai”. “Hammerfist” ve “Time Machine” de bu ayki oyunlarımızdan olacak. Tabii bunlar hep Mev Dinc eserleri… Ordu’da doğan, Ankara’da üniversite okuyan, daha sonra İstanbul’a gelen, tesadüfi bir şekilde İstanbul’da İngiliz bir bayanla evlenip 1979 yılında İngiltere’ye giden Mevlüt Dinç, 1987-1994 yılları arasında önce 8 bit makinelerde, daha sonra oyun konsollarında bir döneme damgasını vurmuş bir türk programcısıdır. Kendi söylemiyle hayat hikayesi milyonda bir olabilecek bir tesadüf ya da şansmış.
2000 yılında Türkiye’ye “kesin” dönüş yapan Mevlüt Dinç, şuan Sobee Yazılım’ın kurucusu ve sahibi. Mynet sponsorluğunda bir çok “online-oyun” dediğimiz projeler hayata geçiren Sobee ekibi, Ağustos 2006 “İstanbul” adlı oyunlarını da yayınlayacak. “World of Warcraft” tarzı, tamamen İstanbul’da geçen, yüzde 100 Türkçe ve Türk yapımı bir oyun. Ben şanslıyım, ropörtaj bittikten sonra oyunun oynanabilir halini gördüm. Gayet başarılı, karakterler, grafikler, mekanlar, özellikle İstanbul çok güzel modellenmiş. Eminönü iskelesi, Yeni Camii’nin olduğu bölüm, gerçekten çok başarılı…
Tabi, bizim ilk etapta ilgilendiğimiz, Commodore 64’ün, Spectrum’un, Amstrad’ın altın çağı olarak nitelendirilen 1984-1994 yılları… Hemen Mevlüt Dinç nam-ı diğer Mev’e ilk sorumu soruyorum:
Efsane oyunların arkasındaki Türk
RetroMaster: Ben yıllarca Mev Dinc adını görürdüm ve yabancı biri zannederdim. Siz Türkiye’ye gelince anladımki aslında o Mev, Mevlüt, dinc te Dinç’miş…
Mevlüt Dinç: Zaten ben Türkiye’ye gelmeden, kimse, o efsane oyunların arkasında bir Türk olduğunu bilmiyordu. Yani mev-dinc diye komik bir isim, ne idüğü belirsiz bir şey..
RM: Oyun dünyasından Rainbow Arts’da grafikerlik yapan Celal Kandemiroğlu’nu biliyorduk. Daha sonra, bu işin kalbi olan İngiltere’den sizi duyunca (tabi bu duyum 15-20 yıl kadar geç oldu) çok şaşırdık…
MD: “First Samurai” oyununda çalışan Teoman Irmak vardı… Türk olarak o lanse edilmişti… Bak bir Türk var, First Samurai’da çalışmış diye…
RM: Peki, siz kimliğinizi gizliyor muydunuz?
MD: Kesinlikle kimliğimi gizleme çabası yoktu. Sadece İngilizler, yabancı isimler konusunda çok tembeldir. İsmini telaffuz etmekte zorlanırlar, zorlanmasalar da bilerek kötü söylerler. Bu beni yormaya başladı. “Bana kısaca MEV deyin, bitirelim bu işi” dedim.
RM: Nasıl bu işlere bulaştınız?
MD: Ben Ordu’da doğdum. Ankara’da okudum. 1975 yılında babamın ölümü beni çok etkiledi. O yıllarda üniversite öğrencisiydim. Tam babamı bulmuşken kaybetmenin acısını kontrol edemedim açıkcası. İstanbul’a geldim. Buralarda takılırken bir şekilde, İngiliz bir kızla evlenip, (ilk eşim) 1979 yılında İngiltere’ye gittim. Hiç düşünmediğim, hayal etmediğim bir şekilde İngiltere’ye yerleştim. Hazır gitmişken orada yüksek lisans yapmak istedim. Fakat buna gücümüz yetmedi. Bir fabrikada çalışmaya başladım.
RM: Ne fabrikası?
MD: Kablo fabrikası.
Yabancı dil yok, iş tecrübesi yok!
RM: Yani ciddi ciddi, “işçi” statüsünde çalışıyordunuz?
MD: Tabi, tabi… Çünkü iş aradım bulamadım. Dil yok! Tecrübe yok! Daha üniversiteden yeni mezun olmuşuz… Eşimin İngiliz olması, en azından bir iş sahibi olmam açısından kolaylık oldu. Fakat onun dışında, benim Türkiye’de üniversiye mezunu olmam, İngiltere’de kabul görmedi. Fabrikada çalışmaya başladım. Kıtaları birbirine bağlayan telekominikasyon kabloları üretiyordu. Yani bugün milyonlarca insan birbiriyle telefonda konuşabiliyorsa bu işte benim de emeğim var (kahkahalarla gülüyoruz!) 1984’ün sonlarında fiber-optik ile ilgili ilk uygulamayı mühendislerle birlikte ben yapmıştım!
Bu arada 1983’te, tamamen tesadüf, fabrikada beraber çalıştığım bir iş arkadaşımın ısrarı üzerine Spectrum bilgisayarı satın aldım.
RM: Zaten Spectrum o yıllarda çıkmış bir alet idi?
MD: Tabi canım, 3 ay kuyrukta bekledik almak için. En sonunda gidip fabrikasından aldık. Bizim şehre iki saat uzaklıkta bir yerdi…
RM: Yani bugün Playstation almak için dükkanların önünde sabahlayan insanlar gibi?
MD: Aynen öyle… Ondan daha da beter! Hem de daha heyecan verici. Yepyeni bir şey… İlk aldığım model 16K idi. Daha 48K’lıkları çıkmamıştı. Hatta 2-3 ay bekledik, 48K için. O arkadaşımın ZX-81’i de vardı… 48K çıkınca fabrikaya gidip, “Ya benim bu cihazım galiba bozuk çıktı, bunu değişelim” gibi numaralar dahi yaptı arkadaşım… 48K’lık versiyonu almak için…. İnanır mısın, adam heyecandan uyuyamıyordu… 48K gelecek diye…
RM: Sizin için büyük bir devrim olmalı…
MD: Bilgisayarın B’sini bilmiyorum. Ben ekonomi mezunuyum aslında… Oyunlara ilgim sıfır! Tamamen bu arkadaşın ısrarıyla bulaştım. İçinden bi kitapçık çıktı… Okumakta zorlandım… Terminoloji farklı… İngilizin kendisi bile zorlanıyor. Yepyeni bir şey. Böyle birşeye de ihtiyacım varmış. Acayip sarıldım buna…
RM: Teyp varmıydı? Yani bir şeyleri load/save etme şansınız?
MD: Başlangıçta yoktu… Daha sonra aldık… Bu arkadaşım bana birkaç tane oyun verdi. Oyunlara baktım hiç ilgilenmedim… Ben oyunlara meraklı olduğum için değil, sadece arkadaşımın ısrarı üzerine aldığım için makineyi başka şeyler arıyordum…
RM: Peki “O” arkadaşınız kim? Hatırlıyor musunuz?
MD: Dino do Santoz. Yıllar sonra onu ben Amerika’da buldum… Her ropörtajımda bu arkadaşımı vurgularım.
RM: Ne yapıyor şu anda?
MD: Emekliye ayrılmış durumda. Çok istedi oyun programcısı olmak. Bir türlü beceremedi. Bilgisayar alım satım işleri ile uğraştı. Ben yıllar sonra ünlendim, ödüller aldım. Bana röportajlarda sorular sorulunca, tabi İngilizlerde şaşırıyor, Türkiye’den gelen biri, İngilizceyi zor konuşan bir adam, en iyi oyun programcılarından… Her zaman o arkadaşımdan bahsederim… Yıllar sonra gittim buldum onu.
RM: Genelde programcılarda bu huy var. Oyun programcıları nedense oyun oynamayı sevmez ama programlamayı sever…
MD: Ama çok az insan oyun oynamadan, ilgi duymadan, o keyfi yaşamadan bu işe girmiş! Fark bu… Bahsettiğim arkadaşım hastaydı oyunlara. Kendi kendine oyun tasarımları yapardı. Bense hiç ilgilenmezdim. Hatta İngiltere’deki dergilerin birinde, “Ünlü oyun yazarları hangi oyunları oynuyor?” diye bir anket yapılmıştı… Benim adıma birşeyler uyduruyorlardı… Benim oğlum 1980 doğumlu… Doğduğundan beri oyun makineleri ile büyüdü… Dergilerde “Mev Dinc” şunu oynuyor, “Mev Dinc Junior” şunu oynuyor diye yazarlardı!