İstanbul Kıyamet Vakti
Gönderilme zamanı: 23 Oca 2014 14:17
İstanbul Kıyamet Vakti.. Altı yılı aşkın süredir oynamaktayım bu oyunu. Kimi zaman bıraktım kimi zaman sildim ama vazgeçmedim oynamaktan. Beni bu oyuna bağlayan, anlam veremediğim bir şey var doğrusu. Küçükken bir tanıdığım göstermişti hiç araştırmadan başladım oynamaya. İyi ki başlamışım. İlk başlarda çok zor geliyordu. Hele o meşhur tüftüfçü cin görevi
Önceden süresi ve sayısı böyle olmadığı için yapamazdım. Ama hiç sıkılmadan oynamaya devam ettim. Philotheos görevleri çileydi oyuncular için ama yapması da en zevkli görevlerdi bence. Labirentte oraya gitmek onu kesmek için birden fazla grup toplamak, acaba görevim olacakmı olmayacakmı diye beklemek çok heyecanlıydı. Bir savaşçı sakınma açtığında tüm grupta etkisini göstermesi, labirentte yolu bilmeden dolaşmak, kitabeye ulaşmak için bilenlerden yardım istemek muazzamdı. Hele o Philotheos görevi yapılan kişinin anka veya ıslık çalan gibi silahını alması o dönemdeki bir oyuncu için zirve noktası denilebilirdi.
Arkadaşlarım farklı farklı oyunlar göstermelerine rağmen ben sadece İKV oynadım. Ne zaman karşılaşsak sen hala o karanlık, berbat oyunu mu oynuyorsun? diye sorduklarında hep evet derdim. Ne kadar grafikleri kötü olsada, karanlık olsa da çok farklıydı bu oyun. Onlar saçma sapan oyunlarla uğraşırken ben Eminönünde dolaşıp, savaşıyordum. Eminönünde dolaşırken acaba arkamdan biri gelip dalacakmı korkusuyla oynamak bile bir zevkti. Şimdi ki gibi bomboş, ıssız değildi. Kimi zaman hiçbir şey yapmadan İdris'in yanına gider arka plandaki müziği dinlerdim. Kasamı açmak için bankacıya giderken karşı klandakilere resmen yalvarırdım. Çok sinirlenirdim belki bazı anlarda ama vazgeçmezdim bu oyundan.
Eskiden üretim yapmak çok önemliydi. Üretim materyallerini toplamak için Eminönünde mükemmel bir rekabet vardı. Kim unutabilir ki o ısırgan tohumunu
Bir ısırgan tohumu çektiğimde sevinçten sandalyeden fırladığımı hatırlıyorum 
Sonra yavaş yavaş meteor bölgesine geçmeye başladım. Ve oyunun en zor görevleri başlıyordu artık. Çeteci mağarası görevleri.. Ah o cevriye, gözde.. Mağara önünde saatlerce beklerdim. Bir cevriyeyi kesmek için en az 2 - 3 grup gerekiyordu. Artık siz düşünün benim görevimin ne zaman olacağını
Karakürk, boş, bunlarda meteor bölgesinin diğer belaları
İtfaiye baltalarıyla savaşmak.. Ah o eski efsunlar, hasar itemler.. Adını bile yazamadığımız Loxoceles örümceklerinde item kasmak.. Sonra yeraltı geldi, yeni seviyeler yeni bölgeler. Yavaş yavaş değişmeye başladık ama yine de güzeldi. Meran şehrine ulaşmak için ne çileler çektim. 49 a kasmak için neler yapmadım. Osmiridyum madeni başında sabahlamanın, bir madenin başında 10 kişi beklemenin zevkini bilmezler belki şuan. Ellerim buz tutardı beklerken. Tam bir uzman işiydi sanki. Saliseler önemliydi o sağ ve sol tık için
Ve bir iridyum çekersin.. O anın mutluluğu da mükemmeldi. Ama bana göre 10 tane iridyum da çeksen bir ısırgan tohumunun, kriprazın, apanın mutluluğunu veremezdi.
Yıllar geçiyordu böyle böyle. Bir gün çemberlitaş geldi ve bence oyunun ölüm sebebi oldu. Herkes robot gibi tek efsunla gezer oldu, herkeste en iyi eşyalar tek efsunlar, nasıl zevkli olabilirdi ki. Eskiden bir üretim eşyası 1 - 2 kişide olabilirken şimdi en iyi itemden yüzlerce, binlerce kişide vardı. Bir ara özel bir sebepten bıraktım ama sonra tekrar başladım. Sevmeyerekte olsa oynamaya devam ettim, ediyorum.
Ben bu oyunu çok sevdim. Kötü grafiklerine, hatalarına rağmen sevdim. Küçükken okuldan koşarak gelip çantamı çıkarmadan bilgisayarı açardım. Sırf İKV oynamak için, karakterimi kasmak için. Karakterim soyulduğunda ağladığımı bile biliyorum. Aslında herkes için sanaldı bir getirisi yoktu. Ama öyle değildi, bu oyuna çok bağlanmıştım. Sanki bu oyunda yaşıyordum. Geceleri rüyalarıma girer okulda aklımdan çıkmazdı. Yararlı değildi biliyorum ama seviyordum. Hiç gezme fırsatı bulamadığım İstanbul ' da yaşıyordum bu oyunda. Hayatımda çok önemli bir yeri var. Eminim ileride de hiç unutmayacağım bu anıları. Hiç pişman olmadım. Hatta iyi ki de oynamışım diyorum. Bu oyun bana çok şeyi öğretti, öğretmeye devam ediyor. Şuna emin olabilirsiniz ; bu oyunu bıraksanız bile kopamayacaksınız. Yıllar önce bırakan oyuncular bile ara ara girip bakarlar oyuna veya foruma.
Yazdıklarım biraz uzun oldu sanırım. Okumak okumamak size kalmış. Bunlar benim düşüncelerim herkese teşekkürler, iyi oyunlar...
Arkadaşlarım farklı farklı oyunlar göstermelerine rağmen ben sadece İKV oynadım. Ne zaman karşılaşsak sen hala o karanlık, berbat oyunu mu oynuyorsun? diye sorduklarında hep evet derdim. Ne kadar grafikleri kötü olsada, karanlık olsa da çok farklıydı bu oyun. Onlar saçma sapan oyunlarla uğraşırken ben Eminönünde dolaşıp, savaşıyordum. Eminönünde dolaşırken acaba arkamdan biri gelip dalacakmı korkusuyla oynamak bile bir zevkti. Şimdi ki gibi bomboş, ıssız değildi. Kimi zaman hiçbir şey yapmadan İdris'in yanına gider arka plandaki müziği dinlerdim. Kasamı açmak için bankacıya giderken karşı klandakilere resmen yalvarırdım. Çok sinirlenirdim belki bazı anlarda ama vazgeçmezdim bu oyundan.
Eskiden üretim yapmak çok önemliydi. Üretim materyallerini toplamak için Eminönünde mükemmel bir rekabet vardı. Kim unutabilir ki o ısırgan tohumunu
Sonra yavaş yavaş meteor bölgesine geçmeye başladım. Ve oyunun en zor görevleri başlıyordu artık. Çeteci mağarası görevleri.. Ah o cevriye, gözde.. Mağara önünde saatlerce beklerdim. Bir cevriyeyi kesmek için en az 2 - 3 grup gerekiyordu. Artık siz düşünün benim görevimin ne zaman olacağını
Yıllar geçiyordu böyle böyle. Bir gün çemberlitaş geldi ve bence oyunun ölüm sebebi oldu. Herkes robot gibi tek efsunla gezer oldu, herkeste en iyi eşyalar tek efsunlar, nasıl zevkli olabilirdi ki. Eskiden bir üretim eşyası 1 - 2 kişide olabilirken şimdi en iyi itemden yüzlerce, binlerce kişide vardı. Bir ara özel bir sebepten bıraktım ama sonra tekrar başladım. Sevmeyerekte olsa oynamaya devam ettim, ediyorum.
Ben bu oyunu çok sevdim. Kötü grafiklerine, hatalarına rağmen sevdim. Küçükken okuldan koşarak gelip çantamı çıkarmadan bilgisayarı açardım. Sırf İKV oynamak için, karakterimi kasmak için. Karakterim soyulduğunda ağladığımı bile biliyorum. Aslında herkes için sanaldı bir getirisi yoktu. Ama öyle değildi, bu oyuna çok bağlanmıştım. Sanki bu oyunda yaşıyordum. Geceleri rüyalarıma girer okulda aklımdan çıkmazdı. Yararlı değildi biliyorum ama seviyordum. Hiç gezme fırsatı bulamadığım İstanbul ' da yaşıyordum bu oyunda. Hayatımda çok önemli bir yeri var. Eminim ileride de hiç unutmayacağım bu anıları. Hiç pişman olmadım. Hatta iyi ki de oynamışım diyorum. Bu oyun bana çok şeyi öğretti, öğretmeye devam ediyor. Şuna emin olabilirsiniz ; bu oyunu bıraksanız bile kopamayacaksınız. Yıllar önce bırakan oyuncular bile ara ara girip bakarlar oyuna veya foruma.
Yazdıklarım biraz uzun oldu sanırım. Okumak okumamak size kalmış. Bunlar benim düşüncelerim herkese teşekkürler, iyi oyunlar...