ŞikayetVar'ın Giz Dolu Günlüğü

Anılarını Kıyamet Günlüğü'nde sakla! Geçmişin, geleceğe ışık tutsun!
Kullanıcı avatarı
SikayetVar
Antrepo Bekçisi
Antrepo Bekçisi
Mesajlar: 774
Kayıt: 30 Ağu 2012 00:47
Sunucu: Eminönü
Klan: Arzın Çocukları
Lonca: Raiders of Anatolia

Re: ŞikayetVar'ın Giz Dolu Günlüğü

Mesaj gönderen SikayetVar »

Plafect00 yazdı: 11 Tem 2026 06:34 Sevgili SikayetVar,

Yıllardır foruma uzun araklılarla girer, konulara göz atar, kaçan ağzımın tadını düzeltmek için günlüğüne bakarım. Her sefer de bir tebessümle ayrılırım. Bu sefer fazlasını edinince hemen ayrılamadım.
Forumun müdavimlerinden biri olmamın sebeplerinden biri olmanın yanı sıra, kalemini de okumak, beni başta heyecanlandırdı, sonra hayran etti. Ben de, çapımca, hikayenden edindiklerimi, fark ettiklerimi analatan bir eleştiri yazmak istedim, haddim olduğunca. Hem senin hem de hikayeyi hazmetmeye çalışan okurun, keyif almanızı dilerim.


Yeni sezonu merakla bekliyorum. Fazla bekletme :)
Sevgili Plafect00,
Yine pür dikkatsin! Eleştirin için teşekkür ederim. Biraz birikeyim yazacağım. Önceden karaladıklarımı birleştirdim.
Kıyamet Günlüğüm için görsele tıklayın.
Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
SikayetVar
Antrepo Bekçisi
Antrepo Bekçisi
Mesajlar: 774
Kayıt: 30 Ağu 2012 00:47
Sunucu: Eminönü
Klan: Arzın Çocukları
Lonca: Raiders of Anatolia

Re: ŞikayetVar'ın Giz Dolu Günlüğü

Mesaj gönderen SikayetVar »

Sevgili günlük,
TARAFSIZ KENT
İkinci Sezon
Bölüm 1
11 Ocak 1999
· · ·
Altı ay oldu. Altı ayda bir kere bile o odaya girmedim.

Merak etme, unutmadım. Unutmayı denedim, o başka. Sabahları kalkıyorum, görevime gidiyorum, akşam dönüyorum, yatıyorum. Emir alıyorum, yapıyorum. Kimseye bir şey sormuyorum. Altı ayda kimseyi ele vermedim, kimsenin adını kimseye söylemedim. Uslu durdum. Bunu bir başarı sanıyordum. Sonra bir gün fark ettim ki bu kentte uslu durmak, sadece sıranın sana gelmesini beklemenin kibar hali.

Bu arada bana güvenmeye başladılar. Kıdemim oldu, ufak işleri tek başıma yapıyorum artık, kimse arkamdan adam yollamıyor. Bir zamanlar bunu isterdim. Şimdi her "aferin" duyduğumda içim ürperiyor, çünkü biliyorum ki güvenilen adam, bir gün güvenini kullanmaları gereken adamdır. Bunu bana kimse öğretmedi. Latif öğretti, kendi ölümüyle.

Kış geldi. Eminönü'nün o ıslak, kemiğe işleyen soğuğu. Çarşı erken kapanıyor, sokaklar erken boşalıyor. Ben de bu boşalmış sokaklarda dolaşıp duruyorum, işim olmasa bile. Odada durmak zor geliyor.

Bir sabah beni Sahaf Necmi'ye yolladılar.
· · ·
Necmi'nin dükkânını bilmeyen yoktur da, içine giren azdır. Mısır Çarşısı'nın arka tarafında, iki duvarın arasına sıkışmış bir kapı. İçerisi kitaptan çok toz. Raflar tavana kadar, rafların önünde yığınlar, yığınların arasında dar geçitler. Yürürken omuzun bir şeye çarpıyor, çarptığın şey deviriliyor, deviren sen oluyorsun, sonra da azar işitiyorsun.

Necmi arkada oturuyordu. Yaşlı, kuru, gözlüklü. Önünde bir kese, kesenin ağzı açık, içinden taşlar dökülmüş. Bir tanesini alıp lambaya tutuyor, çeviriyor, homurdanıp geri atıyordu.

Girdiğimi duydu ama başını kaldırmadı.

SN: Ayakkabılarını sil. Bu kitapların yaşı senin dedenden büyük.

Sildim.

SN: Otur. Yok, oturma, orada dur. Zaten çabuk gideceksin.

Durdum. Bir taş daha aldı, ışığa tuttu, bu sefer biraz daha uzun baktı. Sonra keseye attı, gözlüğünü çıkardı, ilk kez yüzüme baktı.

SN: Sana bir iş var. Küçük bir iş. Ama küçük dediğime bakma, ben küçük şeyleri severim, çünkü büyük belalar hep küçük şeylerden çıkar.

N: Dinliyorum.

SN: Jeneratörlerin kayıtlarını tutuyorum, yıllardır. Kimse benden istemedi, ben tutuyorum, çünkü kimse bir şeyin kaydını tutmuyor, herkes unutmayı seviyor. Neyse. Kayıtlara göre son üç aydır kritik hatlarda voltaj düşüyor. Az. Çok az. Ölçmesen fark etmezsin. Ama düzenli. Her gün, aynı saatlerde, aynı miktarda.

N: Bozukluk olabilir.

SN: Olabilir. Ben de öyle dedim ilk ay. İkinci ay teknisyene baktırdım, hatlarda sorun yok dedi. Üçüncü ay anladım ki bozukluk değil bu. Bir yerden çekiliyor. Kaçak var.

Elini masaya koydu, parmaklarıyla tıkırdattı.

SN: Şimdi sen diyeceksin ki, ne olmuş yani, biraz elektrik. Sana bir şey anlatayım. Bu kentte elektrik üretmek, kan üretmek gibidir. Zor, tehlikeli, pahalı. Jeneratör başında adam ölüyor. Yakıt için ekip yolluyoruz, o ekipten iki kişi dönmüyor. Bütün bunları neden yapıyoruz? Işık için. Karanlıkta oturmayalım diye. Şimdi birileri, o kanla ürettiğimiz şeyi, gizlice bir yere çekiyor. Ve ben soruyorum: nereye? Ne için?

N: Bir hırsız işte, dedim. Bulur, keseriz.

Necmi güldü. Hoş bir gülüş değildi, bir şeyi bilmediğimi hatırlatan türden bir gülüştü.

SN: Hırsız çalar, satar. Bu çalınan elektrik satılmıyor evlat. Kimse bir yerde ucuz elektrik satmıyor. Yani çalınan şey kullanılıyor. Bir yerde. Sürekli. Üç aydır, her gün, aynı saatlerde. Bir şey çalışıyor bir yerde. Ne olduğunu bilmiyorum. Ve bilmediğim şeyler beni rahatsız eder, hele burnumun dibindelerse.

Gözlüğünü tekrar taktı, taşlara döndü. Konuşma bitmişti, ama ben durdum. Bir şey daha soracaktım, sordum.

N: Niye ben?

SN: Çünkü meraklısın, dedi, kafasını kaldırmadan. Görülüyor. Merak eden adam, emir alan adamdan daha iyi arar. Ama merak eden adam, aynı zamanda daha çabuk ölür. İkisini de bilerek yolluyorum seni.
· · ·
Kaçak elektriğin izini sürmek, bir adamın izini sürmekten kolaydır. Adam yalan söyler, elektrik söylemez. Nereye akıyorsa oraya gider, arkasında da hep bir iz bırakır.

Önce hatlara baktım, Necmi'nin verdiği kaba yönden gittim. Düşüş çarşının alt hattındaydı, Mısır Çarşısı'na doğru inen kolda. Oralarda ne var diye sordum, dükkânlar var dediler, depolar var. Bir de eskiden kalma birkaç yer varmış, kapalı, kullanılmayan. Kimse üstünde durmadı.

Sonra kapı kapı dolaştım. Bir hafta sürdü. Bu işlerde insan çok laf dinler, çoğu boştur, ama insanın kulağına takılan bir iki şey olur, onları biriktirirsin. Bende de birikti.

En çok Işık'ta birikti.

Işık'ı herkes bilir. Şarap kokan, ağzı bozuk, kimseye eyvallahı olmayan bir kadın. Elektrikli aletlere meraklı olduğu için ne zaman böyle bir mesele çıksa ilk kapısı çalınan o olur. Kapıyı açtı, beni görünce hemen anladı.

I: Yine mi, dedi. Yine mi elektrik?

N: Yine.

I: Gel içeri de bari üşüme. Ama boşuna geldin. Evimi üç kere aradılar, aletlerime el koydular, geçen sefer duvarı bile deldiler. Bende kaçak yok. Benim kendi jeneratörüm var, kendi yağımı kendim yakarım.

İçerisi gerçekten öyleydi, bir köşede küçük bir jeneratör vardı, yanında yağ bidonları. Kadın bana şarap uzattı, almadım. Kendi içti.

I: Sen yenisin, dedi. Yani yüzün yeni. Bu işi kim verdi sana?

N: Necmi.

Bardağı ağzına götürüyordu, durdu.

I: Necmi ha. Demek o ihtiyar da fark etti. Fena. Necmi bir şeyi fark ettiyse, o şey artık büyümüştür. O adam ufak şeyleri kaçırmaz, sadece ilgilenmez. İlgilendiyse, büyük.

N: Sen biliyor musun bir şey?

Bir süre sustu. Şarabını içti, bardağı bıraktı, sonra pencereden dışarı baktı.

I: Ben bir şey bilmiyorum, dedi. Ama bir zamanlar ben de merak ettim bu meseleyi. Kendi kendime, kimse istemeden. İzini sürdüm biraz. Sonra bıraktım.

N: Niye bıraktın?

I: Çünkü ben bir yaşımdan sonra öğrendim, dedi. Bazı şeyleri öğrenmek insana bir şey kazandırmıyor, sadece bir şey kaybettiriyor. Uykunu mesela.

Kalkmak üzereydim, kapıya yürüdüm. Arkamdan seslendi.

I: Bir şey söyleyeyim mi. İskelede yatıp kalkan bir sarhoş var, tanırsın, herkes tanır. Ona git, "lambalar" de, başka bir şey deme. Bakalım ne diyecek. Anlarsan tabii. Ama benden duymadın. Ve şunu da bil, sana bunu yardım olsun diye söylemedim. Sende o hastalık var, senden kurtulmuyor. Ben söylemesem başkasına sorardın, o zaman da yanlış yere giderdin. En azından doğru yere git de öl.
· · ·
Sarhoşu akşamüstü buldum. İskelede, denk balyalarının üstünde, bir kolu sarkmış, ağzı açık yatıyordu. Yanına çöktüm. Şarap kokusu bir metreden çarpıyordu.

N: Hemşerim.

Kıpırdamadı. Omzuna dokundum.

N: Lambalar.

Bir gözünü açtı. Sadece bir gözünü. Sonra tekrar kapadı. Sonra ikisini birden açtı, doğrulmaya çalıştı, beceremedi, yan yattı.

S: Lamba mı... lamba var mı sende... ver bi lamba...

N: Lamba istemiyorum. Lambaları soruyorum. Aşağıdaki.

S: Aşağı... aha, aşağı. Aşağıda balık çoktur. Bilir misin sen? Balık aşağıda durur, yukarı çıkmaz, akıllıdır. İnsan yukarı çıkar, o yüzden aptaldır. Benim anam derdi ki...

Uzun uzun anasını anlattı. Anasının ördüğü bir hırkayı, hırkanın rengini, hırkayı nasıl kaybettiğini. Sonra bir kediye geçti. Kedinin de adı yoktu ama huyları vardı. Ben bekledim. Bu işlerde beklemek gerekiyor, bunu öğrendim.

S: ...neyse, kedi öldü. Herkes ölüyor. Sen de öleceksin.

N: Aşağıda ne gördün?

S: Ne aşağısı?

N: Taş yollar. Mısır Çarşısı'nın altı. Sen aşağı inersin derler.

Bir süre bana baktı. Gözlerinden biri kaymıştı, öteki üstümdeydi. Sonra yüzü değişti. Sarhoşun yüzü değişince tuhaf oluyor, çünkü altındaki adam bir anlığına yukarı çıkıyor.

S: İnerim. İnerim ya. Aşağıda kimse yok. Kimse yok orada. Kimse... yok.

N: Ama bir şey var.

S: Yok dedim ya. Yok. Sadece... vın.

N: Ne?

S: Vın vın vın. Öyle. Duruyor sonra gene başlıyor. Vın. Anladın mı?

Anlamadım. Ama bir şeyi anladım, o da bunun bir taklit olduğuydu. Adam bir ses taklit ediyordu. Boğazından çıkardığı o gürültü, duyduğu bir şeyin taklidiydi.

N: Makine mi?

S: Bilmem. Makine derler. Ben ne bileyim. Bende makine yok ki. Bende hiçbir şey yok. Bana bir bardak ver de anlatayım.

Şarap yoktu bende. Cebimden birkaç kuruş çıkardım, avucuna koydum. Parayı görünce eli titredi, sıktı, göğsüne bastırdı.

S: İyi çocuksun. Kötü olacaksın ama şimdilik iyisin.

Güldüm. Sonra gülmedim, çünkü sarhoşlar bazen bilmeden doğru söyler, doğruyu en çok onlar söyler, kimse dinlemediği için de rahat söylerler.
Kıyamet Günlüğüm için görsele tıklayın.
Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
SikayetVar
Antrepo Bekçisi
Antrepo Bekçisi
Mesajlar: 774
Kayıt: 30 Ağu 2012 00:47
Sunucu: Eminönü
Klan: Arzın Çocukları
Lonca: Raiders of Anatolia

Re: ŞikayetVar'ın Giz Dolu Günlüğü

Mesaj gönderen SikayetVar »

Sevgili günlük,
TARAFSIZ KENT
İkinci Sezon
Bölüm 2
12 Ocak 1999
Resim
· · ·
Gece yarısını geçmişti, sarhoş hâlâ konuşuyordu.

Gitmeliydim, gitmedim. Çünkü ilk yarım saat boyunca anasını, hırkayı, adı olmayan kediyi dinledim ve hiçbir şey öğrenmedim. Sonra fark ettim ki adam anlatırken arada bir şeyler düşürüyor. Konusu değişiyor, sesi değişiyor, sonra bir cümle söylüyor, o cümle ötekilerin arasına düşmüş bir taş gibi duruyor. Onları toplamaya başladım.

Balyaların üstünde oturuyorduk. Denizden soğuk vuruyordu, adam üşümüyordu, ben üşüyordum. Ara ara susuyor, ben "hı" diyordum, tekrar başlıyordu. Bazen aynı şeyi ikinci kez anlatıyordu, ama ikinci anlatışta bir kelime değişiyordu, ve o değişen kelime bazen her şeyi değiştiriyordu.

S: ...neyse. Sen ne diyordun?

N: Aşağıyı diyordum.

S: Aşağı. Hı. Aşağı soğuktur bak. Yaz olsa bile soğuktur. Ben orada yatarım, üşürüm, ama rahat ederim. Rahat başka şey, sıcak başka şey.

S: Ama bir yer sıcaktı.

Doğruldum.

N: Nasıl sıcaktı?

S: Duvar. Duvara yaslandım, sırtım. Sırtım ısındı. Dedim ki, hoo, burası iyi, burada yatayım. Yattım. Sonra yatmadım.

N: Niye yatmadın?

S: Çünkü... çünkü... anam derdi ki, ısınan taşın altında ya cehennem vardır ya fırın. Anam çok laf ederdi. Fırıncıydı babam. Yok değildi. Neyse.

Bir süre sustu. Sonra kendi kendine güldü.

S: Yosun yok, dedi.

N: Ne?

S: Yosun yok orada. Her yer yosun. Aşağıda taşın üstü yeşildir, kayarsın, ben iki kere düştüm. Ama orada yok. Kupkuru. Temiz. Ben temizlikten korkarım.

N: Niye korkarsın?

S: Çünkü temizlik kendi kendine olmaz ki. Birisi yapar.

Bunu öyle bir söyledi ki, o an sarhoş değildi. Sonra tekrar sarhoş oldu, elini salladı, "boş ver," dedi, "ben ne bileyim."
· · ·
Ondan sonrası daha zor toplandı. Bir düğün anlattı, düğünde birinin ona haksızlık ettiğini anlattı, haksızlığın ne olduğunu söylemedi. Bir gemiden bahsetti, gemi batmamıştı ama batacakmış gibi anlattı. Arada bir "vın" diyordu. Ben de "vın" diyordum, o gülüyordu, "he işte," diyordu, "aynen öyle."

O sesin ne olduğunu bilmiyordu. Ama taklidi çok tutarlıydı. Her seferinde aynı ritimde yapıyordu: bir süre vınlıyor, susuyor, sonra tekrar başlıyor. Kesintili. Bir insanın uydurabileceği bir ritim değildi bu, ezberlenmiş bir ritimdi, çünkü duymuştu.

S: Sonra kapak.

N: Kapak mı?

S: Kapak. Kapak sesi. Ben taşın sesini bilirim, demirin sesini bilirim. Taş güm eder. Demir çın eder. Bu çın etti. Demek demir.

N: Nerede?

S: Bilmem. İleride. Karanlıkta ses nereden gelir bilinmez ki. Ama iki kere ayak sesi vardı, bir kere de kapak. Yani biri geldi, kapağı açtı, girdi. Ya da çıktı. Ya da ben hayal ettim. Ben çok hayal ederim.

N: Işık?

S: Işık ha. Işık.

Elini yere doğru salladı, sonra o eli havada tuttu, parmağıyla bir çizgi çizdi.

S: Böyle. Yerden. Taşın arasından. Sarı bir çizgi. İnce. Yerden çıkıyordu, anlıyor musun? Yerden. Ben yukarı baktım, tavanda bir şey yok. Aşağıya baktım, çizgi orada. Yani aşağıda bir yer daha var. Aşağının aşağısı.

Sustu. Sonra sesi değişti, alçaldı.

S: Ben o çizgiye baktım. Baktım, baktım. Sonra kalkıp gitmek istedim ama gidemedim. Ayaklarım tutmadı. Bilir misin öyle olur bazen, korkarsın ama bacakların yok gibi olur.

N: Neden korktun?

Cevap vermedi. Bir bardak istedi, olmadığını söyledim, kızdı, sonra unuttu kızdığını.
· · ·
Gecenin en dip saatinde, ben artık gideceğim derken, kendiliğinden söyledi.

S: Bana bakan bir şey vardı.

Döndüm ona. Gözleri açıktı, dümdüz denize bakıyordu.

N: Adam mıydı?

S: Bilmem.

N: Yaratık mı?

S: Bilmem dedim ya. Karanlıktı. Ben içmiştim. Belki hiçbir şey yoktu.

N: Ama bir şey vardı diyorsun.

S: Bakan bir şey vardı, dedi. Ne olduğunu söylemedim, bakan bir şey vardı dedim. İkisi ayrı. Bir şeyin ne olduğunu bilmesen de sana baktığını bilirsin. İnsanın ensesi bilir onu.

Sonra yattı. Balyanın üstüne, kolunu altına alarak, yüzünü denize dönerek. Bir daha da konuşmadı. Üstünü örtecek bir şey aradım, bulamadım, ceketimi attım üstüne. Sabah kalkınca ceketi satar herhalde, ama olsun.
· · ·
Odama döndüğümde saat neredeyse üçtü. Uyumadım. Bir kâğıt aldım, sarhoşun söylediklerini ne kadar hatırlıyorsam yazdım. Dağınık yazdım, onun anlattığı gibi, sıraya sokmadan:

sıcak duvar
yosun yok, kuru, temiz
sarı çizgi, yerden çıkıyor
vın, kesintili, ezberlenmiş ritim
demir kapak sesi, iki ayak sesi
kokmuyor
bana bakan bir şey

Sonra tek tek üstünden geçtim.

Sıcak duvar. Yerin altında bir duvar kendi kendine ısınmaz. Arkasında ısı üreten bir şey vardır. Jeneratör, ya da yüklü kablo, ya da fırın. Fırın değil, orada ekmek pişirmiyorlar.

Yosun yok, kuru, temiz. Yeraltı nemlidir, yosun tutar. Kuru bir yeraltı, kurutulmuş bir yeraltıdır. Havalandırılıyor demektir. Havalandırma da elektrik ister. Temizlik kendi kendine olmaz, birisi yapar. Adamın sarhoş ağzından çıkan en akıllı cümle buydu.

Sarı çizgi, yerden çıkıyor. Onun yürüdüğü taş yolun altında bir kat daha var. Işık orada. Yani mekân, kimsenin haritasında olmayan bir alt kat.

Vın, kesintili. Necmi ne demişti? Her gün, aynı saatlerde, aynı miktarda düşüş. Sarhoşun taklit ettiği ritim ile Necmi'nin kayıtlarındaki ritim aynı şey. Bir makine belli saatlerde çalışıyor, elektriği o çekiyor.

Demir kapak, ayak sesleri. Giriş var, kullanan var. Yani orası terk edilmiş bir yer değil. Yaşayan bir yer.

Kokmuyor. Bu en tuhafı. Yeraltı kokar, lağım kokar, nem kokar. Kokmuyorsa, ya çok iyi havalandırılıyor, ya da orada yaşayan şeyler koku bırakmıyor.

Ve en sonda: bana bakan bir şey vardı.

Onu çözemedim. Sabaha kadar uğraştım, çözemedim. Ama bir şeyi anladım. O çizgiye bakarken bacaklarının tutmadığını anlatırken, sarhoş hiç utanmamıştı. Korktum, kaçamadım, ayaklarım gitmedi demişti, dümdüz, saklamadan. Bu kentte bir adamın korktuğunu utanmadan söylemesi, korkunun gerçek olduğu anlamına gelir. Uydurulan korku süslenir, gerçek korku olduğu gibi anlatılır.

Sabaha karşı kâğıdı katladım, cebime koydum. Necmi'ye gidip hepsini anlatabilirdim. Aferin alırdım, iş biterdi, benden büyük adamlar aşağı inerdi.

Anlatmadım.

Bunun sebebini yazmam lazım, yoksa bu defter yalan olur. Anlatmadım çünkü anlatırsam iş elimden alınırdı. Başkası iner, başkası görür, bana da bir "sağ ol" düşerdi. Ben görmek istedim. Altı ay boyunca hiçbir şeye bakmamak için uğraştım, sonra bir sarhoşun ağzından taş çatlağından sızan sarı bir çizgi duydum ve altı ay bir gecede çöktü.

Demek insan değişmiyor. Sadece bir süre kendini tutuyor.
Kıyamet Günlüğüm için görsele tıklayın.
Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
SikayetVar
Antrepo Bekçisi
Antrepo Bekçisi
Mesajlar: 774
Kayıt: 30 Ağu 2012 00:47
Sunucu: Eminönü
Klan: Arzın Çocukları
Lonca: Raiders of Anatolia

Re: ALTKAT'ın Günlüğü - Eminönü

Mesaj gönderen SikayetVar »

SikayetVar yazdı: 01 Haz 2018 17:04 Sevgili günlük,
Delpize'ye ne oldu?
Sevgili günlük,
Delpize'ye ne oldu?
Kıyamet Günlüğüm için görsele tıklayın.
Resim
Resim
Cevapla

“Kıyamet Günlükleri” sayfasına dön