Retaliation-YollugTigin-IıIıIYaMaNIıIıI Günlüğü

Anılarını Kıyamet Günlüğü'nde sakla! Geçmişin, geleceğe ışık tutsun!
Kullanıcı avatarı
Retaliation
Kıyamet Yazarı
Kıyamet Yazarı
Mesajlar: 5069
Kayıt: 27 Haz 2015 13:39
Sunucu: Eminönü
Klan: Arzın Çocukları
Lonca: Raiders Of Anatolia
Konum: İstanbul

Re: Retaliation-YollugTigin-IıIıIYaMaNIıIıI Günlüğü

Mesaj gönderen Retaliation » 08 Ağu 2018 20:37

Resim

Merhabalar;


Bulutlu bir günün sabahında uyanıyoruz güne. Derin masası başında uyuklamış, parmakları daktilosunun üzerinde. Bir tebessüm ediyorum. Köşede kenarda bulduğum bir battaniyeyi üzerine usulca bırakıyorum. Kapıya ağır adımlarla yöneliyor ve son defa Derin'e bakıyorum. Kim bilir ne görüyordur tatlı uykusunda, belki hala gizem dolu haberler görüyordur. Gülüyorum. Kapıyı temkinli açarak yavaşça kapatıyor ve merdivenlerden iniyorum.
Nice senelerdir savaşıyorum. Aklımda gene bir şairin şiiri var. Kaşlarımı çatıp anımsamaya çalışıyorum. Bu esnada Arnavut kaldırımı yola sert basa basa ilerliyorum. Elimdeki gayrimeskun tomruk yaran, sağ olsun, can almamızda yardımcı oluyor. Bugün kendimi daha iyi hissediyorum ve kanım öyle sıcak akıyor ki, peş peşe nice fare adamı dize getiririm diye hesap yapıyorum. Ne de olsa ben Kıyamet'in çocuğuyum. Acı çekerek büyüdüm acı çektirmek için. Bu esnada şiir geliyor aklıma.

Erlik günü geldiğinde
Yiğitlere şan görünür.
Yığın yığın harcanmağa
Nice yüz bin can görünür.

Kopunca bir büyük savaş
Er tez gider, korkak yavaş.
Yüreksize akçayla aş,
Erlere meydan görünür.



Resim


Bir ara nefesleniyorum. Alnımdan akan terle üzerime sıçramış kan birleşiyor ve akışkanlığı hız kazanıyor. Aklıma Fehim ve sonsuzluk geliyor. Sonra da şu deli fare adam. Neydi adı... Hah, Konak-15. Çare diyor, Derin bize Çare Hastanesi'nden söz etmişti. İşler kafamda allak bullak, başımın içinde filler tepişiyor. Bu işi çözse çözse Arzuhalci çözer. Zaten Fehim'in projeleri de onun reçetelerinden alıntı.
Eminönü'ne iniyoruz. Saatler boyunca kürek çekmekten ön kol kaslarımız kasılıyor. Eminönü'nün baki kalacak mahrur havası içimizde çocukluk günlerini yeniden yaşatıyor. Eski fare adamların oradan geçerek depar atıyorum. Çınaraltına vardığımda Işık başındaki kepini eliyle tutup hafif öne eğilerek selam veriyor ve sonra göz kırpıyor. Normalde konuşmayı severim ama geçiştirmek babında elimi hafifçe kaldırıyor ve gülümsüyorum. İçeride Hamit Pehlivan ve Yusuf Ağabey her zamanki gibi birbirlerine takılıyor, muziplikler şakalar yapıyorlardı. Sapağı dönerek Arzuhalci'ye vardığımda olanları anlatıyorum. O, bu 'sonsuzluk' gücünün yanlış ellere geçtiğinde, zaten dünyanın içine etmiş kıyameti tekrar yaşatabileceğini düşünüyor. Ona hak veriyorum. Fazla yorum yapmıyor. Eyvallah diyorum ve elini sıkarak Çare Hastanesi'ni aramaya koyuluyorum.



Resim


Büyük Büyücü'ye ve Fanatiklere kendimi unutturarak adını sanını defalarca işittiğimiz Çare Hastanesi'nin bir rögar kapağını altında buluyoruz. Demir çubuklu merdivenlerden indiğimizde bizi Fanatikler karşılıyor. Hepsiyle teker teker baş etmeye başlıyoruz.


Resim


Uzun koridoru temizleyerek ilerlemiş ve koridor sonundaki odaya giriyoruz. Gömleğinin üzerinde Başhekim bilmem kim yazan adamın yakasına yapışıyoruz. "Yabancı!" diye bağırıyor. Masasının altındaki bir düğmeye basmaya yeltendiğinde bir silahşor gibi silahımı çekerek şakağına dayıyorum. Davranırsan ölürsün diyorum ve adam ölmemek için yalvarıyor. Yazık, ölüm halbuki yeni bir başlangıç... Burada ne filmler çevrildiğini soruyorum. Başta diretse de, silahımın horozunu yukarı kaldırınca kekeleyerek ötmeye başlıyor. "Farelerin akıbeti hakkında deneyler" diyor. Sizi buraya kim getirdi diyorum. Yanıt vermiyor, irdelemiyorum. Yılan'ı soruyorum, Hakir'i soruyorum. "Hakir bizi gözetir, o bir lider!" diyor. Yılan içinse bir 'kahraman' damgasını özleri ışıldayarak söylüyor. Bir anda bağırmaya yelteniyor ancak silahı şakağından çekerek tavana doğru tutuyor ve ateşliyorum. Şakam yok, sıfır tolerans. Terliyor ve kekeliyor. "Koridordan düz devam et ve sola dön." diyor. Ancak sonra yüzünde gaddarca bir tebessüm beliriyor. "Tabi Yüce Komiser'e ölmezsen." Tebrikler bilim adamı, ağzını açarak hayatını kazandın.


Resim







Bugünü de böylece bitirmiş oluyoruz. Hoşçakalın!
Resim

Resim

Kullanıcı avatarı
Retaliation
Kıyamet Yazarı
Kıyamet Yazarı
Mesajlar: 5069
Kayıt: 27 Haz 2015 13:39
Sunucu: Eminönü
Klan: Arzın Çocukları
Lonca: Raiders Of Anatolia
Konum: İstanbul

Re: Retaliation-YollugTigin-IıIıIYaMaNIıIıI Günlüğü

Mesaj gönderen Retaliation » 09 Ağu 2018 21:03

Resim

Merhabalar;


Güne hareketli başlıyor ancak bu sefer Fanatikleri, İnsan Mahallesi'nden temizlemeye ant içiyoruz. Zira Kerime'nin gönderdiği pusulada* Fanatiklerin yine sabır taşını çatlattıklarını ve insanlara eziyet ettiklerini okudum. Merhametsiz köpekler, sırtlarını dayadıkları Büyük Büyücüleri onlara çare olamayacak! Çare demişken, Çare Hastanesi'ne de en yakın zamanda bir akın düzenlemeyi düşünüyoruz loncamız kadar akıncı arkadaşlarımla. Kudretim tükenene, nefesim kesilip, ciğerlerime bıçak saplanırcasına kadar koşuyorum. Koşuyorum doğduğumdan beri şark üzerindeki yarımadada... Nereden geliyor bu söz aklıma?
Kerime'yi dükkanının önündeki kaldırıma oturmuş, dizlerini karnına çekmiş ve kafasını da dizlerine gömmüş otururken buluyorum. Kerime diyorum usulca, kafasını kaldırdığında ağladığını görüyorum, elmacık kemikleri kızarmış, gözünden süzülen damlalar allaşmış elmacık kemiklerinden kavisle aşağı düşüyor. Onu görüyorum ve içim parçalanıyor ama hiddetim de iki katına artıyor. Durumun vahim olduğu ortada. "Yardım edecek misin?" diye soruyor, iki eliyle oturduğu yerden sol elimi kavruyor yalvarırcasına. Yüzümde sıkıntılı bir ifade, yalnızca kafamı aşağı yukarı sallıyorum. Onu görünce, üstadın da dediği gibi kendimi cacık gibi hissediyorum. Böyle cacığa rakı mı dayanır?




*Pusula: Buradaki pusula, yer yön gösteren pusula değildir. Pusula, bir kişiye yazılmış küçük kağıt büyüklüğündeki notlardır.



Resim



Kinim iki katına çıkmış aklımda kafamı meşgul eden fikirler. Fanatikleri ve kıçlarını yaladığı Gizit'leri düşünüyorum. Kör topal geçinen maruz toplumun toprakta yıkandığı, kimisi elindeki beş paralık mevkisini Tanrı sandı. Bense istedim, 20 senedir yazdım her yere şiddetin kinini.
Bir uçtan diğer uca tüm Fanatikleri bertaraf ediyorum. Bu esnada ganimet torbalarımızda iki güzel reçete çantada yerimizi alıyor.




Resim
*
Resim



Daha sonra Güdümlü Balon'a gidiyorum ancak nefeslenmeye değil. Karakadın'dan Ebonit alarak reçeteleri tamamlayarak gücüme güç katmak istiyorum. Acelem olduğu için ayaküstü 'N'aber nasılsın' faslı oluşuyor sadece. Ticaretimizi yapıyoruz ve aşağı iniyorum.



Resim



Bu esnada loncadaşım Erhan'dan talep ettiğim materyalleri topluyor ve sonra kendisinden Borik Asit üretmesi için ricada bulunuyorum. Amma pahalı bir materyal diyerek de sitemimi dile getiriyorum.



Resim



Ve Fanatiklere geri dönüyorum. Hakir, nasıl bize "Küstah neferler, çıkın karşıma, bekliyorum!" diye sesleniyorsa, ben de aynı şeyi yaltakçıları Fanatiklere diyorum. Bugün onları ezmek istiyorum, onları doğduğuna pişman etmek istiyorum.
Ben İsmet Bey'in öfkesiyim.
Hepsinin kökünü kazıyorum. Kafalarını ortadan ikiye ayırıyorum. Suratlarındaki aptal şaşkın ifadeyi görmelisiniz. Ölürken her canlının gözleri büyür ve şaşı bakar. Ben buna alışığım ve artık keyif alıyorum. Bu esnada loncadaş Ender Ağabey'den takviye iksir yardımı geliyor ve gücüm daha da artıyor. İksirler kızarmış güneş altında susuzluğumu gideriyor. Her yudumun etkisini damarlarımda hissediyorum. Kol damarlarım genişliyor. Gözlerim açılıyor. Bir süreliğine daha güçlüyüm.




Resim



Gün sonu AğırAbi, yani Recep'le konuşuyorum. Kendisi adı ve rumuzu gibi Eminönü'ndeki Recep Dayı gibi. Kendisine üreteceğim Tomruk Yaran'ı soruyorum. Müsaitse şimdi üretmeli miyiz dediğimde beni kırmıyor ve "Elbette" diyor. Tüm malzemelerimi ona veriyorum. Bir süre materyalleri dövüyor, üzerinde çalışıyor. Lantan kilij kısmı hazır, sapı da. Son rötuştan sonra "Buyur" diyerek uzatıyor. Parlak, keskin ve can alıcı... Kadınlar mücevhere, erkeklere bir silaha hayran. Sanki ben ona sahip değilim de sanki o bana sahip gibi. Bir gün sahip olduklarımız bize sahip olacak diye düşünüyorum ve gururlu tebessümle tomruğu elime alıyor ve tartıyorum. Güzel mal.



Resim



Bir başka günlükte görüşmek dileğiyle, selametle!
Resim

Resim

Kullanıcı avatarı
secruty0209
Şarapçı'nın Sırdaşı
Şarapçı'nın Sırdaşı
Mesajlar: 98
Kayıt: 30 Oca 2017 19:14
Sunucu: Teşkilat
Klan: Lodos
Lonca: A T A

Re: Retaliation-YollugTigin-IıIıIYaMaNIıIıI Günlüğü

Mesaj gönderen secruty0209 » 10 Ağu 2018 18:14

Retaliation yazdı:
09 Ağu 2018 21:03
Resim

Merhabalar;


Güne hareketli başlıyor ancak bu sefer Fanatikleri, İnsan Mahallesi'nden temizlemeye ant içiyoruz. Zira Kerime'nin gönderdiği pusulada* Fanatiklerin yine sabır taşını çatlattıklarını ve insanlara eziyet ettiklerini okudum. Merhametsiz köpekler, sırtlarını dayadıkları Büyük Büyücüleri onlara çare olamayacak! Çare demişken, Çare Hastanesi'ne de en yakın zamanda bir akın düzenlemeyi düşünüyoruz loncamız kadar akıncı arkadaşlarımla. Kudretim tükenene, nefesim kesilip, ciğerlerime bıçak saplanırcasına kadar koşuyorum. Koşuyorum doğduğumdan beri şark üzerindeki yarımadada... Nereden geliyor bu söz aklıma?
Kerime'yi dükkanının önündeki kaldırıma oturmuş, dizlerini karnına çekmiş ve kafasını da dizlerine gömmüş otururken buluyorum. Kerime diyorum usulca, kafasını kaldırdığında ağladığını görüyorum, elmacık kemikleri kızarmış, gözünden süzülen damlalar allaşmış elmacık kemiklerinden kavisle aşağı düşüyor. Onu görüyorum ve içim parçalanıyor ama hiddetim de iki katına artıyor. Durumun vahim olduğu ortada. "Yardım edecek misin?" diye soruyor, iki eliyle oturduğu yerden sol elimi kavruyor yalvarırcasına. Yüzümde sıkıntılı bir ifade, yalnızca kafamı aşağı yukarı sallıyorum. Onu görünce, üstadın da dediği gibi kendimi cacık gibi hissediyorum. Böyle cacığa rakı mı dayanır?




*Pusula: Buradaki pusula, yer yön gösteren pusula değildir. Pusula, bir kişiye yazılmış küçük kağıt büyüklüğündeki notlardır.



Resim



Kinim iki katına çıkmış aklımda kafamı meşgul eden fikirler. Fanatikleri ve kıçlarını yaladığı Gizit'leri düşünüyorum. Kör topal geçinen maruz toplumun toprakta yıkandığı, kimisi elindeki beş paralık mevkisini Tanrı sandı. Bense istedim, 20 senedir yazdım her yere şiddetin kinini.
Bir uçtan diğer uca tüm Fanatikleri bertaraf ediyorum. Bu esnada ganimet torbalarımızda iki güzel reçete çantada yerimizi alıyor.




Resim
*
Resim



Daha sonra Güdümlü Balon'a gidiyorum ancak nefeslenmeye değil. Karakadın'dan Ebonit alarak reçeteleri tamamlayarak gücüme güç katmak istiyorum. Acelem olduğu için ayaküstü 'N'aber nasılsın' faslı oluşuyor sadece. Ticaretimizi yapıyoruz ve aşağı iniyorum.



Resim



Bu esnada loncadaşım Erhan'dan talep ettiğim materyalleri topluyor ve sonra kendisinden Borik Asit üretmesi için ricada bulunuyorum. Amma pahalı bir materyal diyerek de sitemimi dile getiriyorum.



Resim



Ve Fanatiklere geri dönüyorum. Hakir, nasıl bize "Küstah neferler, çıkın karşıma, bekliyorum!" diye sesleniyorsa, ben de aynı şeyi yaltakçıları Fanatiklere diyorum. Bugün onları ezmek istiyorum, onları doğduğuna pişman etmek istiyorum.
Ben İsmet Bey'in öfkesiyim.
Hepsinin kökünü kazıyorum. Kafalarını ortadan ikiye ayırıyorum. Suratlarındaki aptal şaşkın ifadeyi görmelisiniz. Ölürken her canlının gözleri büyür ve şaşı bakar. Ben buna alışığım ve artık keyif alıyorum. Bu esnada loncadaş Ender Ağabey'den takviye iksir yardımı geliyor ve gücüm daha da artıyor. İksirler kızarmış güneş altında susuzluğumu gideriyor. Her yudumun etkisini damarlarımda hissediyorum. Kol damarlarım genişliyor. Gözlerim açılıyor. Bir süreliğine daha güçlüyüm.




Resim



Gün sonu AğırAbi, yani Recep'le konuşuyorum. Kendisi adı ve rumuzu gibi Eminönü'ndeki Recep Dayı gibi. Kendisine üreteceğim Tomruk Yaran'ı soruyorum. Müsaitse şimdi üretmeli miyiz dediğimde beni kırmıyor ve "Elbette" diyor. Tüm malzemelerimi ona veriyorum. Bir süre materyalleri dövüyor, üzerinde çalışıyor. Lantan kilij kısmı hazır, sapı da. Son rötuştan sonra "Buyur" diyerek uzatıyor. Parlak, keskin ve can alıcı... Kadınlar mücevhere, erkeklere bir silaha hayran. Sanki ben ona sahip değilim de sanki o bana sahip gibi. Bir gün sahip olduklarımız bize sahip olacak diye düşünüyorum ve gururlu tebessümle tomruğu elime alıyor ve tartıyorum. Güzel mal.



Resim



Bir başka günlükte görüşmek dileğiyle, selametle!
Hayırlı olsun tomruk yaran
viewtopic.php?f=137&t=152568
Günlüğümü yukarıdaki linkten takip edebilirsiniz

O gemi hiç dönmeyecek o yüzden hoşçakal.

Kullanıcı avatarı
Retaliation
Kıyamet Yazarı
Kıyamet Yazarı
Mesajlar: 5069
Kayıt: 27 Haz 2015 13:39
Sunucu: Eminönü
Klan: Arzın Çocukları
Lonca: Raiders Of Anatolia
Konum: İstanbul

Re: Retaliation-YollugTigin-IıIıIYaMaNIıIıI Günlüğü

Mesaj gönderen Retaliation » 10 Ağu 2018 20:24

secruty0209 yazdı:
10 Ağu 2018 18:14
Retaliation yazdı:
09 Ağu 2018 21:03
Resim

Merhabalar;


Güne hareketli başlıyor ancak bu sefer Fanatikleri, İnsan Mahallesi'nden temizlemeye ant içiyoruz. Zira Kerime'nin gönderdiği pusulada* Fanatiklerin yine sabır taşını çatlattıklarını ve insanlara eziyet ettiklerini okudum. Merhametsiz köpekler, sırtlarını dayadıkları Büyük Büyücüleri onlara çare olamayacak! Çare demişken, Çare Hastanesi'ne de en yakın zamanda bir akın düzenlemeyi düşünüyoruz loncamız kadar akıncı arkadaşlarımla. Kudretim tükenene, nefesim kesilip, ciğerlerime bıçak saplanırcasına kadar koşuyorum. Koşuyorum doğduğumdan beri şark üzerindeki yarımadada... Nereden geliyor bu söz aklıma?
Kerime'yi dükkanının önündeki kaldırıma oturmuş, dizlerini karnına çekmiş ve kafasını da dizlerine gömmüş otururken buluyorum. Kerime diyorum usulca, kafasını kaldırdığında ağladığını görüyorum, elmacık kemikleri kızarmış, gözünden süzülen damlalar allaşmış elmacık kemiklerinden kavisle aşağı düşüyor. Onu görüyorum ve içim parçalanıyor ama hiddetim de iki katına artıyor. Durumun vahim olduğu ortada. "Yardım edecek misin?" diye soruyor, iki eliyle oturduğu yerden sol elimi kavruyor yalvarırcasına. Yüzümde sıkıntılı bir ifade, yalnızca kafamı aşağı yukarı sallıyorum. Onu görünce, üstadın da dediği gibi kendimi cacık gibi hissediyorum. Böyle cacığa rakı mı dayanır?




*Pusula: Buradaki pusula, yer yön gösteren pusula değildir. Pusula, bir kişiye yazılmış küçük kağıt büyüklüğündeki notlardır.



Resim



Kinim iki katına çıkmış aklımda kafamı meşgul eden fikirler. Fanatikleri ve kıçlarını yaladığı Gizit'leri düşünüyorum. Kör topal geçinen maruz toplumun toprakta yıkandığı, kimisi elindeki beş paralık mevkisini Tanrı sandı. Bense istedim, 20 senedir yazdım her yere şiddetin kinini.
Bir uçtan diğer uca tüm Fanatikleri bertaraf ediyorum. Bu esnada ganimet torbalarımızda iki güzel reçete çantada yerimizi alıyor.




Resim
*
Resim



Daha sonra Güdümlü Balon'a gidiyorum ancak nefeslenmeye değil. Karakadın'dan Ebonit alarak reçeteleri tamamlayarak gücüme güç katmak istiyorum. Acelem olduğu için ayaküstü 'N'aber nasılsın' faslı oluşuyor sadece. Ticaretimizi yapıyoruz ve aşağı iniyorum.



Resim



Bu esnada loncadaşım Erhan'dan talep ettiğim materyalleri topluyor ve sonra kendisinden Borik Asit üretmesi için ricada bulunuyorum. Amma pahalı bir materyal diyerek de sitemimi dile getiriyorum.



Resim



Ve Fanatiklere geri dönüyorum. Hakir, nasıl bize "Küstah neferler, çıkın karşıma, bekliyorum!" diye sesleniyorsa, ben de aynı şeyi yaltakçıları Fanatiklere diyorum. Bugün onları ezmek istiyorum, onları doğduğuna pişman etmek istiyorum.
Ben İsmet Bey'in öfkesiyim.
Hepsinin kökünü kazıyorum. Kafalarını ortadan ikiye ayırıyorum. Suratlarındaki aptal şaşkın ifadeyi görmelisiniz. Ölürken her canlının gözleri büyür ve şaşı bakar. Ben buna alışığım ve artık keyif alıyorum. Bu esnada loncadaş Ender Ağabey'den takviye iksir yardımı geliyor ve gücüm daha da artıyor. İksirler kızarmış güneş altında susuzluğumu gideriyor. Her yudumun etkisini damarlarımda hissediyorum. Kol damarlarım genişliyor. Gözlerim açılıyor. Bir süreliğine daha güçlüyüm.




Resim



Gün sonu AğırAbi, yani Recep'le konuşuyorum. Kendisi adı ve rumuzu gibi Eminönü'ndeki Recep Dayı gibi. Kendisine üreteceğim Tomruk Yaran'ı soruyorum. Müsaitse şimdi üretmeli miyiz dediğimde beni kırmıyor ve "Elbette" diyor. Tüm malzemelerimi ona veriyorum. Bir süre materyalleri dövüyor, üzerinde çalışıyor. Lantan kilij kısmı hazır, sapı da. Son rötuştan sonra "Buyur" diyerek uzatıyor. Parlak, keskin ve can alıcı... Kadınlar mücevhere, erkeklere bir silaha hayran. Sanki ben ona sahip değilim de sanki o bana sahip gibi. Bir gün sahip olduklarımız bize sahip olacak diye düşünüyorum ve gururlu tebessümle tomruğu elime alıyor ve tartıyorum. Güzel mal.



Resim



Bir başka günlükte görüşmek dileğiyle, selametle!
Hayırlı olsun tomruk yaran
Teşekkürler. :)
Resim

Resim

Kullanıcı avatarı
Retaliation
Kıyamet Yazarı
Kıyamet Yazarı
Mesajlar: 5069
Kayıt: 27 Haz 2015 13:39
Sunucu: Eminönü
Klan: Arzın Çocukları
Lonca: Raiders Of Anatolia
Konum: İstanbul

Re: Retaliation-YollugTigin-IıIıIYaMaNIıIıI Günlüğü

Mesaj gönderen Retaliation » 11 Ağu 2018 17:24

Resim

Merhabalar;


Güzel bir hafta sonunu iple çekmiş ve ve nihayetinde sabah 11 sularında kafamdaki düşünceyi planlamak için Eminönü'ne gitmeye başladım. Aslında anacığım odama FBI gibi baskın yapmasa gecelediğim günde daha mışıl mışıl uyurdum. "Furkan kalk!" deyişiyle kendimi yataktan attım. En sevdiğim öğün olan kahvaltımı yaparak evden otobüse doğru yola koyuldum.
Otobüste de garip şeylerin yaşandığı, benim gibi sakin bir adamın çektiği çileden dolayı şifacının kullandığı gazap modu gibi moda girdiği anlar yaşandı. Zaten toplu taşımanın kanunudur bu. Sıkış tıkışsınız, kulağınızda onlarca ses. En çokta sizin ülkenizde mülteci mi yoksa vatandaş mı gibi yaşayan arapların anlaşılması zor dilleri vesaire vesaire... Son durakta dahi inecek var düğmesine basan bir dayı, bilenler bilir, sahilden Yeni Cami'ye giden alt geçit de kalabalık oluyor ve burada da bembeyaz giysili bir hacı amcamız, ne zaman birini sollamaya çalışsa "Cennet cehennem" hakkında nidalar atarak dikkatlerini üzerine çekiyor. Bunlar hep doların tavan yapmasından dolayı diyorum ve göz kamaştırıcı ihtişamıyla Yeni Cami'yi görüyorum. Lakin 2.5 senedir tadilatta. Artık bit de içine girelim!
Kısaca tarihinden de söz edelim efenim. Yeni Camii'nin inşasına Sultan III.Mehmet'İn annesi Safiye Sultan'ın isteğiyle 1597 yılında başlanmış ancak padişahın ölümüyle inşaat askıya alınmış, Camii, Sultan IV.Mehmet'in annesi Turhan Hatice Sultan döneminde 1663 yılında tamamlanmıştır. Avlusu ile beraber sizlere şöyle göstereyim.




Resim
*
Resim



Tabi hemen sağında da Kıyamet zamanı içerisinde Kuyumcu Agop, Terzi Fahri Bey, Sahaf Necmi, Demirci Rüstem ve Aktar Şevket gibi nice esnaf üstatları barındıran Mısır Çarşısı bize el sallıyor. Ta Bizans zamanlarından beri önem gösteren İstanbul'un limanları, diğer ülkelerden gelen kahve, bakliyat, baharat gibi şeylerin uğrak noktası oluyordu. Temeli daha Fatih Sultan Mehmet'e dayanan ancak bir türlü hayata geçemeyen proje, Yeni Cami'nin inşası ile tekrar gündeme gelip 1661 yılında 4. Mehmet'in annesi Hatice Turhan Sultan tarafından verilen talimatla üç farklı mimar üzerinde çalışmış ve 1664 yılında inşaatı tamamlanmıştır.


Resim



Meteorun dahi gelip yıkamadığı tarihi banka, daha doğrusu müze olan Türkiye İş Bankası Müzesi. Keşke müze kartımız olsa da içeri girebilsek...



Resim



Elimde ilaçlarla arkamı dönmüştüm ama Halime Teyze yerinde değildi. :(



Resim



Burayı anımsadınız mı? Birkaç saniye durun ve düşünün. Eğer Haseki Kapısı diye düşündüyseniz tahminleriniz doğru. Ne kadar da kalabalık, değil mi? :)



Resim



Son olarak da sizlere Sirkeci Garı'nı sunayım efendim. Bu fotoğrafı çekmek için karşıya geçerken az daha tahtalıköyü boyluyorduk. Şimdilerde Marmaray ve metro durakları olarak kullanılan Sirkeci Garı, 11 Şubat 1888 günü büyük bir törenle açıldı. 03 Kasım 1890’da hizmete açılan görkemli gar binasının mimarı Alman mimar ve mühendis A.Jasmund’dur. Gar, II. Abdülhamit döneminde yapılmıştır. İçerisinde çeşitli kafe ve restoranların olduğu Gar'ı bir ziyaret etmenizi şiddetle tavsiye edeceğim.



Resim
*
Resim



Maalesef Büyük Postane de restorasyonda olduğu ve bir bölümünün yıkık olduğu için fotoğrafını almayı öngörmedim. Telefonum biraz eski olduğu için güzel kameraya sahip değil, affedin. Herkese iyi hafta sonları diler, haftaya Karaköy'de görüşmeyi dilerim. ;)
Resim

Resim

Kullanıcı avatarı
BayTerapi
Dev Ana'nın Gözdesi
Dev Ana'nın Gözdesi
Mesajlar: 2197
Kayıt: 02 Nis 2016 22:16

Re: Retaliation-YollugTigin-IıIıIYaMaNIıIıI Günlüğü

Mesaj gönderen BayTerapi » 11 Ağu 2018 17:59

Duygulandım, eline sağlık. 😯
-Jeremain
-United
-BayTerapi

Murat

Kullanıcı avatarı
Retaliation
Kıyamet Yazarı
Kıyamet Yazarı
Mesajlar: 5069
Kayıt: 27 Haz 2015 13:39
Sunucu: Eminönü
Klan: Arzın Çocukları
Lonca: Raiders Of Anatolia
Konum: İstanbul

Re: Retaliation-YollugTigin-IıIıIYaMaNIıIıI Günlüğü

Mesaj gönderen Retaliation » 11 Ağu 2018 18:05

BayTerapi yazdı:
11 Ağu 2018 17:59
Duygulandım, eline sağlık. 😯
Teşekkürler Murat. :)
Resim

Resim

Kullanıcı avatarı
Retaliation
Kıyamet Yazarı
Kıyamet Yazarı
Mesajlar: 5069
Kayıt: 27 Haz 2015 13:39
Sunucu: Eminönü
Klan: Arzın Çocukları
Lonca: Raiders Of Anatolia
Konum: İstanbul

Re: Retaliation-YollugTigin-IıIıIYaMaNIıIıI Günlüğü

Mesaj gönderen Retaliation » 11 Ağu 2018 20:50

Resim

Merhabalar;


Fanatiklerle olan mübadelemizde güçlenmek adına materyal topluyoruz. Karaköy'deki Gizit etkisine son vermek, insanları refaha kavuşturmak, tehlikeye sıfıra indirgemek bizim işimiz, yeniden... Eski bir nefer ve komutanken, Teşkilat adına çalışmamaya ant içmişken biçare insanların sefil halleri içimizi burkuyor. Ayrıca daha en başlarda Teşkilat'ın Karaköy kolundan sorumlu Büyük Lider bize burada kendisinden habersiz bir iş yapmaya kalktığında Karaköy'de adım atamayacağımızı söylemişti. Gariptir ki aynı şeyi Domuz da söylemişti. Kahkaha atıyorum, Teşkilat'ın da bir domuzdan farkı yok. Velhasıl, kendimi şef yaratıklara hazırlamak babında bulduğum birkaç reçeteyi üretmek için materyal arayışlarımda loncadaşım Erhan yardımcı oluyor. Ben listeyi veriyorum, sağ olsun beni kırmıyor ve hiç çekinmeden veriyor. Arada ismimle dalga geçiyor ama fazla takılmıyorum.




Resim
*
Resim



Loncada herkes, belirli reçetelere sahip. Bir reçete sorduğumuzda, eğer gerçekten işimize yarayan bir reçeteyse, bulmamak mümkün değil. Sağ olsun yeni üyelerden Pars arkadaş da savaşçı eşyaları konusunda başarılı. Kendisinden rica ettiğim reçetelerin materyallerini ona vererek üretimini yapıyor ve gücümüze güç katıyoruz.



Resim
*
Resim



Fanatiklere olan zulmümüz devam ediyor ve nihai sonuca eriyoruz. Artık yeteri kadar tecrübeliyiz. Yalnızca direnç konusunda kendimizi geliştirmemiz gerekli. Yirmili yaşlarında, kıyamet için yaşlı sayılan bir adamım ama çocuk gibi seviniyorum.
Ben Umut'un ganoderma gören sevinciyim.
Bundan sonra Büyük Büyücü, Yüce Komiser ve Hakir'in kanını dökmek için çaba sarf edeceğiz. İnsan Mahallesi'nin refahını Büyük Büyücü ölene dek bir süre daha sağlamışken, ahaliye veda edip son Fanatikleri keserken şöyle bir reçete çantamızda yerini alıyor. Ayrıca bir
Tulyum da çekiyoruz.



Resim
*
Resim



Yüce Komiser için toplanmışken bu gece kendisini kesemeyeceğimizi öğreniyoruz. İçimde buruk bir acı ve öfke hakim. Elime Thompson modeli bir makineli tüfek verilsin istiyorum. Şarjörü boşaltana dek fare ırkını yok etmek istiyorum. Karaköy'ü kana bulamak istiyorum. Hakir'in kıçını Gustav'a sokmak ve ateşlemek istiyorum. Ancak bu o gün gerçekleşmiyor.
Ben Jandarma Ali'nin kaşınan tetik parmağıyım.
Sinirlerim yatışıyor. O esnada ipliği sökülmüş pantolonumu gören Erhan, bana bir pantolon gösteriyor. Üretiminin kendi elinde olduğunu oldukça basit maliyetli olduğunu söylüyor. Gösterdiği pantolonu bize hediye ediyor.




Resim



Karaköy'ün karartma gecesine parlak bir kafa aydınlık saçıyor. Bu kel Reta! Yani bendeniz. Rotamız Hakir diyor loncadakiler. Dişlerimi sıkıyor ve ağzımdan argo çıkmaması için kendimi zor tutuyorum.
Ben Sivri Ada'daki tazıların açlığıyım.
Bana gel yada ölümü bekle diyorlar. Anı dakikada ölüm diyorum. Sonunda kollarını açıp bana sarılmasını istiyorum. Eski püskü dükkanlardan birinin aynasına bakıyorum. Kendi yansımamı görüyorum.
Biliyor muydunuz, insanlar aynaya bakınca kendi yansımalarının nanosaniyelik görüntülerini görürler. Bu o kadar hızlı demek. Bunu bana Aktar Şevket söylemişti. Herkesin boşboğaz olarak nitelendiren ilim insanı.
Sonra toprağa bakıyorum. Toprağa bakıyorum ve kendimi görüyorum. Bariz ben bir toprağım, hepimiz bir toprağız. Benliğime kavuşmak istiyorum. Bir gözüm toprağa baksın istiyorum. Ancak naif bir ses bana "Ya Eminönü, ya insanlar?" diyor. Kafam yine dumanlı, aklımda onlarca ses. Kafamın içinde filler tepişiyor. Bu ses merhamet duygularımı açığa çıkartıyor. Yumruklarımı sıkıyorum ve s... Teşkilat'ını diyorum. Bu işi insanlık için yapacağım.
Ve iki farklı lonca ile başarılı bir kesim gerçekleştiriyor ancak elimiz boş dönüyoruz.




Resim
*
Resim



Bugünü de böylece bitirmiş oluyoruz. Esen kalmanız dileğiyle, selametle!
Resim

Resim

Kullanıcı avatarı
Retaliation
Kıyamet Yazarı
Kıyamet Yazarı
Mesajlar: 5069
Kayıt: 27 Haz 2015 13:39
Sunucu: Eminönü
Klan: Arzın Çocukları
Lonca: Raiders Of Anatolia
Konum: İstanbul

Re: Retaliation-YollugTigin-IıIıIYaMaNIıIıI Günlüğü

Mesaj gönderen Retaliation » 12 Ağu 2018 16:17

Reta ile bunları biliyor muydunuz?


Bu bölümde sizlere güzide oyunumuz İstanbul Kıyamet Vakti'nin esin kaynağı, bilinmeyen yönleri, çelişkileri ve açığa vurulanları anlatmaya çalışacağım. İçinde bildikleriniz de olacak yeni görecekleriniz de. Haydi başlayalım.


  • Kuklacı, Carlo Collodi'nin masalı olan Pinokyo'daki marangoz Gepetto'dan esinlenilmiştir. Masalda Gepetto, Pinokyo'yu yaratıp ona öğüt verip hayat hakkında mülahazalar verirken Pinokyo onun söylediklerini kulak arkası etmiş ve başına türlü olaylar gelmiştir. İKV'de ise buna benzer durum görülmektedir.
  • Kesinliğinden emin olamasam da bir ressam olan Mansur Bey, Leonardo da Vinci'den esinlenilmiştir.
  • Bir diğer Kuklacı alternatifi de Fareli Köyün Kavalcısı olabileceğini düşünüyorum. Zira masalda Kavalcı, üflediği kaval ile fareleri peşinde gezdiriyordu. Fare adamların da oyuna buradan gelebileceğini öngörüyorum.
  • Her şey bir yana, gelin oyunun ana temasına bakalım. Bu kıyametin esin kaynağı ne olabilir? Elbette ki 1979 yapımı Mad Max filmi.
  • Mad Max filminin daha çok baskın olduğu yerin Meteor Bölgesi olduğunu görebilirsiniz. Keza zincir çetecilerinin giyiniş tarzı da filmdeki haydutlaınkine benzer. Bab-ı Ali ise tam filme uyarlı kentlerden birine benziyor.
  • Oyunda, yakın tarihimiz hakkında da bulgular yer almakta. 1980 yılında yaşanan Arz-Lodos savaşları, yakın tarihimizdeki sağ-sol kavgasının bir yansımasıdır.
  • Aynı şekilde oyunda etnik ırklar da yer almaktadır. Belirli canlılar belirli kesimleri göstermektedir.
  • Antrepo'da Folklor cinlerden Azul'un kazı çalışmaları yaptığını öğrenmemiz aslında Derindeki Sır eklentisine bir gönderme.
  • Oyunda yer alan isimler de bilinçli olarak koyulmuştur. Yani isimler, koyulan kişilerin karakteristik özelliklerini göstermektedir. Gelin bunlardan birkaçına bakalım. Mesela buna Agah ile başlayalım. Agah ismi, öngören, bilen ve bilgili demektir.
  • Avludaki yumurcak Umut ise, Kıyamet'e rağmen var olan bir çocuk figürüyle 'umudun' var olduğunun bir simgesidir.
  • Ali ismi, yüce anlamını taşırken; oyunda annesi olan Halime ise iyi huylu, sakin kimse anlamına gelmektedir.
  • Terzi Fahri Bey'den devam edelim. Fahri, karşılık ve iftihar beklemeden yapılan bir iş demektir. Oyunda zaten iki üç görevde bize gözüken Fahri Bey'i hepimiz biliyoruz. Ayrıca kendisi sakin, efendi bir insan.
  • Rüstem ise yiğit manasını taşır. Ayrıca burada Rüstem ismi koymalarında şöyle bir gerçeklik var. Mısır Çarşısı'nın tam adresine baktığınızda Rüstem Paşa Mahallesi olarak geçer.
  • Sanırız tek istisna Şevket ve Necmi'den olsa gerek. Şevket ismi haşmetli anlamını taşıyor ama Aktar Şevket sakin iyi huylu biri, yalnızca boş boğazın teki. Necmi ise yıldız manasını taşıyor.
  • Recep ismi, gösterişli heybetli demektir.
  • Yasemin'in kendi diyaloğunda da dediği gibi Yasemin bir çiçek türü. Kıyamette nesli tükenmiş bir çiçek. Yasemin'in de güzel bir kadın ve karakterimizin ona vurulduğunu düşünürsek buradan şu sonuç çıkıyor, en eşsiz güzele vuruluyoruz ve ondan bir tane var.
  • Elif isminin sözlük anlamına baktığınızda 'ince uzun kız' olarak karşınıza çıkar. Oyunda da Elif bu tarife uygun.
  • Mebrure ise beğenilmiş makbul kimse demektir.
  • Herkesin sevgilisi Suzan ise ateşli, yakıcı anlamına gelir. Attığı öpücüklerle kimin canını yakmadı ki?
  • Sivri Ada'nın günümüzdeki Hayırsız Ada olduğunu ve yine aynı adı taşıdığını bilmeyen yoktur herhalde.
  • Yusuf Ağabey'in Merakı [49] görevinde de geçtiği gibi Hayırsız Ada üzerinde eski Roma askerleri konuşlandırılmıştı.
  • Ayrıca tarihçede geçen "Kuklacı yanına uzman birkaç kişilik ekibini aldı ve Meteor Bölgesi'nin batısına yöneldi" cümlesi ile burası tarif edilmiştir.
  • Oyundaki cinler, oyun dosyalarında goblin olarak geçer. Dini bir varlıktan ziyade Türk mitolojilerinde yer alan cinlerden esinlenilmiştir.
  • Buna benzer eski Türk mitolojisinden esin kaynağımız vardır. Hortlaklar buna örnektir. Her ne kadar tip olarak benzemese de ismen aynı olan Tepegözler, Kurt Adam olarak karşımıza çıksa da eski Türk mitolojisinde İtbaraklar olaran bilinen köpek kafalı kabileler de bunun göstergesidir. Vahşiler de her ne kadar delirmiş insanlar olsa da mitolojiden esinlenildiği kanaatindeyim.
  • Karaköy güncellemesi ile oyunumuza giren Erlik efsunu da, eski Türk mitolojisindeki cehennemin bekçisi yani şeytanın ta kendisidir.
  • Sakin Vahşi'nin ne alıp veremediğini bilemediğimiz Mor Fare, büyük ihtimalden Erg'den mor haldedir. Öyle değilse de yakınındaki şarap fıçısını üzerine dökerek mora bürünmüştür. :)
  • Oyunda Taş Kanat ve Dev Tırtılların hatta Fare Adamların dahi yapımında kullanılan celp büyüsü, gerçekte de falcılar tarafından yapılan bir büyüymüş.
  • Taş Kanatlar, Gargoyle (Gargoille) denilen, heykel iblis canlılardan esinlenilmiştir.
  • Bronz Kanat'ı öldürdüğümüzde Türkçesiyle "Celp edeni öldür" yazısı buluyoruz. Karaköy'de ise aynı büyüyle yapılmış Dev Tırtıllar "Dışarlıkları öldür" diyor. Yoksa celp edenler aynı kişiler mi?


Haftaya bir başka Bunları Biliyor muydunuz köşesi ile görüşürüz.
Resim

Resim

Kullanıcı avatarı
FiratCakiroglu
İstihbarat Üyesi
İstihbarat Üyesi
Mesajlar: 1587
Kayıt: 19 Eyl 2016 21:45
Sunucu: Eminönü
Klan: Arzın Çocukları
Lonca: Raiders Of Anatolia
İletişim:

Re: Retaliation-YollugTigin-IıIıIYaMaNIıIıI Günlüğü

Mesaj gönderen FiratCakiroglu » 12 Ağu 2018 18:10

Retaliation yazdı:
12 Ağu 2018 16:17
Reta ile bunları biliyor muydunuz?


Bu bölümde sizlere güzide oyunumuz İstanbul Kıyamet Vakti'nin esin kaynağı, bilinmeyen yönleri, çelişkileri ve açığa vurulanları anlatmaya çalışacağım. İçinde bildikleriniz de olacak yeni görecekleriniz de. Haydi başlayalım.


  • Kuklacı, Carlo Collodi'nin masalı olan Pinokyo'daki marangoz Gepetto'dan esinlenilmiştir. Masalda Gepetto, Pinokyo'yu yaratıp ona öğüt verip hayat hakkında mülahazalar verirken Pinokyo onun söylediklerini kulak arkası etmiş ve başına türlü olaylar gelmiştir. İKV'de ise buna benzer durum görülmektedir.
  • Kesinliğinden emin olamasam da bir ressam olan Mansur Bey, Leonardo da Vinci'den esinlenilmiştir.
  • Bir diğer Kuklacı alternatifi de Fareli Köyün Kavalcısı olabileceğini düşünüyorum. Zira masalda Kavalcı, üflediği kaval ile fareleri peşinde gezdiriyordu. Fare adamların da oyuna buradan gelebileceğini öngörüyorum.
  • Her şey bir yana, gelin oyunun ana temasına bakalım. Bu kıyametin esin kaynağı ne olabilir? Elbette ki 1979 yapımı Mad Max filmi.
  • Mad Max filminin daha çok baskın olduğu yerin Meteor Bölgesi olduğunu görebilirsiniz. Keza zincir çetecilerinin giyiniş tarzı da filmdeki haydutlaınkine benzer. Bab-ı Ali ise tam filme uyarlı kentlerden birine benziyor.
  • Oyunda, yakın tarihimiz hakkında da bulgular yer almakta. 1980 yılında yaşanan Arz-Lodos savaşları, yakın tarihimizdeki sağ-sol kavgasının bir yansımasıdır.
  • Aynı şekilde oyunda etnik ırklar da yer almaktadır. Belirli canlılar belirli kesimleri göstermektedir.
  • Antrepo'da Folklor cinlerden Azul'un kazı çalışmaları yaptığını öğrenmemiz aslında Derindeki Sır eklentisine bir gönderme.
  • Oyunda yer alan isimler de bilinçli olarak koyulmuştur. Yani isimler, koyulan kişilerin karakteristik özelliklerini göstermektedir. Gelin bunlardan birkaçına bakalım. Mesela buna Agah ile başlayalım. Agah ismi, öngören, bilen ve bilgili demektir.
  • Avludaki yumurcak Umut ise, Kıyamet'e rağmen var olan bir çocuk figürüyle 'umudun' var olduğunun bir simgesidir.
  • Ali ismi, yüce anlamını taşırken; oyunda annesi olan Halime ise iyi huylu, sakin kimse anlamına gelmektedir.
  • Terzi Fahri Bey'den devam edelim. Fahri, karşılık ve iftihar beklemeden yapılan bir iş demektir. Oyunda zaten iki üç görevde bize gözüken Fahri Bey'i hepimiz biliyoruz. Ayrıca kendisi sakin, efendi bir insan.
  • Rüstem ise yiğit manasını taşır. Ayrıca burada Rüstem ismi koymalarında şöyle bir gerçeklik var. Mısır Çarşısı'nın tam adresine baktığınızda Rüstem Paşa Mahallesi olarak geçer.
  • Sanırız tek istisna Şevket ve Necmi'den olsa gerek. Şevket ismi haşmetli anlamını taşıyor ama Aktar Şevket sakin iyi huylu biri, yalnızca boş boğazın teki. Necmi ise yıldız manasını taşıyor.
  • Recep ismi, gösterişli heybetli demektir.
  • Yasemin'in kendi diyaloğunda da dediği gibi Yasemin bir çiçek türü. Kıyamette nesli tükenmiş bir çiçek. Yasemin'in de güzel bir kadın ve karakterimizin ona vurulduğunu düşünürsek buradan şu sonuç çıkıyor, en eşsiz güzele vuruluyoruz ve ondan bir tane var.
  • Elif isminin sözlük anlamına baktığınızda 'ince uzun kız' olarak karşınıza çıkar. Oyunda da Elif bu tarife uygun.
  • Mebrure ise beğenilmiş makbul kimse demektir.
  • Herkesin sevgilisi Suzan ise ateşli, yakıcı anlamına gelir. Attığı öpücüklerle kimin canını yakmadı ki?
  • Sivri Ada'nın günümüzdeki Hayırsız Ada olduğunu ve yine aynı adı taşıdığını bilmeyen yoktur herhalde.
  • Yusuf Ağabey'in Merakı [49] görevinde de geçtiği gibi Hayırsız Ada üzerinde eski Roma askerleri konuşlandırılmıştı.
  • Ayrıca tarihçede geçen "Kuklacı yanına uzman birkaç kişilik ekibini aldı ve Meteor Bölgesi'nin batısına yöneldi" cümlesi ile burası tarif edilmiştir.
  • Oyundaki cinler, oyun dosyalarında goblin olarak geçer. Dini bir varlıktan ziyade Türk mitolojilerinde yer alan cinlerden esinlenilmiştir.
  • Buna benzer eski Türk mitolojisinden esin kaynağımız vardır. Hortlaklar buna örnektir. Her ne kadar tip olarak benzemese de ismen aynı olan Tepegözler, Kurt Adam olarak karşımıza çıksa da eski Türk mitolojisinde İtbaraklar olaran bilinen köpek kafalı kabileler de bunun göstergesidir. Vahşiler de her ne kadar delirmiş insanlar olsa da mitolojiden esinlenildiği kanaatindeyim.
  • Karaköy güncellemesi ile oyunumuza giren Erlik efsunu da, eski Türk mitolojisindeki cehennemin bekçisi yani şeytanın ta kendisidir.
  • Sakin Vahşi'nin ne alıp veremediğini bilemediğimiz Mor Fare, büyük ihtimalden Erg'den mor haldedir. Öyle değilse de yakınındaki şarap fıçısını üzerine dökerek mora bürünmüştür. :)
  • Oyunda Taş Kanat ve Dev Tırtılların hatta Fare Adamların dahi yapımında kullanılan celp büyüsü, gerçekte de falcılar tarafından yapılan bir büyüymüş.
  • Taş Kanatlar, Gargoyle (Gargoille) denilen, heykel iblis canlılardan esinlenilmiştir.
  • Bronz Kanat'ı öldürdüğümüzde Türkçesiyle "Celp edeni öldür" yazısı buluyoruz. Karaköy'de ise aynı büyüyle yapılmış Dev Tırtıllar "Dışarlıkları öldür" diyor. Yoksa celp edenler aynı kişiler mi?


Haftaya bir başka Bunları Biliyor muydunuz köşesi ile görüşürüz.
Vov, çok iyi. Eline sağlık 👏

Cevapla

“Kıyamet Günlükleri” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Retaliation, SaNCaKTaRIV ve 2 misafir