32. Yol arkadaşlar

İKV için yazdığınız hikayeler, şiirler veya kurgusal eserleriniz
Cevapla
LadyEowyn
İri Fare Avcısı
İri Fare Avcısı
Mesajlar: 72
Kayıt: 08 Kas 2010 16:52
Sunucu: Beyaz Köşk

32. Yol arkadaşlar

Mesaj gönderen LadyEowyn » 03 Haz 2012 01:03

-‘Rüzgarı kızdıracak ne yaptın’, diye sordu Nur Efe’ye.
-‘Nur! Şimdi sırası değil’, dedi Sezgi.
-‘Neden? Bilmek hakkımız değil mi?’
-‘Şimdi düşünmemiz gereken daha önemli şeyler var’, dedi Sezgi.
-‘Doğru yolda olduğumuza eminmisin’, diye sordu Akın Işıl’a.
-‘Evet. Bir kaç yüz metre kaldı girişe.’

-‘Ne kadar yol kaldı’, diye sordu Efsun.
-‘Yolun başında bu sorulur mu’, dedi Gaffar efendi.
-‘Merak ettim. Uzun olduğunu biliyorum.’
-‘Korkuyormusun?’
-‘Korkmam gerekiyor mu?’
-‘Bulunabilecek en tehlikeli yere yayan gitmekten mi? Evet. Korkman gerek.’
-‘Bu beni durdurmuyor. Ayrıca hakkımda söylenenleri duymadın galiba: ben çabuk ölmem.’
-‘Bu seni yanıltmasın. Ölümsüzlüğe inanmam. Ayrıca aşağıdakiler seni öldüremeseler bile canını çok yakacak kadar güçlüler. Hiçkimseyi ve hiçbirşeyi hafife alma.’
-‘Almıyorum.’
Efsun susup Rüzgarı düşündü.
-‘Sormayacakmısın’, dedi Gaffar efendi.
-‘Neyi?’
-‘Aptalsın galiba’, dedi Gaffar efendi gülümseyerek. ‘Seni neden Çemberlitaş’a götürmek istediğimi bilmiyormusun?’
-‘Bir fikrim var açıkcası.’
-‘Sormaya cesaretin yoksa ben söyleyeyim. Yaratıkları yenmenin yolunu bulduğuma inanıyorum. Ve bunu yapmak için sana ihtiyacım var.’
-‘Beni kullanacakmısın?’
-‘Evet.’
-‘Beni öldürebilecekmisin?’
Gaffar efendi durdu. ‘Bunu mu düşünüyorsun?’
-‘Herkezin bildiğini benden saklamana gerek yok. Senden yada yapacaklarından korkmuyorum. Hem bende seni kullanıyorum. Oraya gitmem gerek.’
-‘Bu konuda hemfikir olduğumuza sevindim.’
-‘Çemberlitaş’a kadar yol arkadaşıyız. Orada düşmanız.’
-‘Yol boyunca seninle iyi anlaşıcağız. Keşke Erg’den doğma kız sen olmasaydın. Arkadaş bile olabilirdik.’
-‘Oğlunu özlüyormusun’, diye sordu Efsun birden. Gaffar efendi cevap vermedi. ‘Ben annemi, babamı ve büyükannemi kaybettim. Onları çok özlüyorum.’
-‘Üzüldüm.’
-‘Hayır üzülmedin. Oğlunu özlüyormusun?’
-‘Laflamak için uygun bir konu değil.’
-‘Madem beni öldüreceksin ve bunu başarabileceğini zannediyorsun, anlatmanda bir sakıncası yok. Duyduktan sonra nasılolsa öleceğim, değil mi?’
-‘Kendini zeki mi zannediyorsun?’
-‘Bence özlüyorsun ama bunu söyleyemiyorsun. İstanbul’da herkez seni kötü anlatıyor. Güce susamış, ailesine değer vermeyen bir bilimadamı diyorlar.’
-‘İnanıyormusun onlara?’
-‘Evet. Kötü bir adam olsan bile bu oğlunu özlemediğinin anlamına gelmiyor.’
-‘Aileme değer vermediğimediğimede mi inandın?’
-‘Ailene değer vermediğin için onları bırakmış olabilirsin ama bu onları özlemediğinin anlamına gelmez. Sonuçta senin kanın. Ne olursa olsun bir gün ya karşına çıkacak yada peşinden gelecek.’
-‘Oğlum karşımdada değil, peşimdende gelmedi.’
-‘Doğru. Sen gittin onun yanına.’
-‘Bu konuşma canımı sıktı.’
-‘Tahmin ettim.’
-‘Ailen neden öldü?’
-‘Öldürüldü.’
-‘Kaderin aynı desene.’
-‘Zannetmiyorum. Ayrıca insan kendi kaderini kendi yazar.’
-‘Çok klişe bir laf. Hem benimle buralara gelmekle kendi kaderine ölümüde yazdın. Şu taraftan gitmeliyiz..’

‘Efsun beni nasıl bırakır’, diye düşündüm. ‘Hani yol arkadaşıydık? Silah kardeşiydik? Hani benim için zehirli bir hançerin önüne atlamıştı? Efe nasıl arkamdan benim adıma kararlar alabilir?’ Düşüncülerim birden bir ses yüzünden dağıldı. Tanıdık bir ses.
-‘Kaybettik! Kaybettik’, diye bağırıyordu Hanzade. ‘Bu silahlar sayesinde hani kaybedemezdik?’
-‘Rüstem abinin suçu yok’, diye bağırdı Zerde Hanzade’ye. ‘Dövüşün kim kazanacağını savaşçı belirler!’
-‘Eğer yenilgiyi kabul edemiyorsan savaşçı olmaktan vazgeç’, dedi Uraz.
-‘Asla’, dedi Hanzade.
-‘Hadi gidelim o halde’, dedi Uraz. ‘Şifacıyı bulmamız gerek.’
-‘Rövanş vakti geldi’, dedi Zerde. ‘O kızda başka şeyler var. Sıradan bir Şifacıda değil ama sıradışı hiç değil! Senin kullandığın zırh ve silahları kullanıyor’, dedi Uraz’a.
-‘Belki bir tür efsunlu kolye yada yüzük güçlerine güç katıyordur’, dedi Uraz.
-‘Hiçbir takı bir Şifacı’ya o büyüleri yaptıramaz ve Savaşçı gibi dövüştürtemez’, dedi Hanzade.
-‘Hey! Hey sen’, diye bağırdı Zerde bana. ‘Sen neden buradasın?’
-‘Bana mı sordun’, dedim.
-‘Neden bizimle Gaffar bey’e gitmedin?’
-‘Niçin?’
Hanzade kahkaha attı. ‘Bu kadar salak olduğunu tahmin etmemiştim! Turnuva bitince kazananlar Gaffar bey’e silahlarını ve Çemberlitaş’ın koordinatları almak için gitmeliler. Ne kazandığını bile bilmiyorsun.’
Aklım çok karıştı. Bu günlerde her gelişme peş peşe çıktı. Herşeyi birer birer sayalım: Gaffar efendi Efsun’un güçlerini duydu ve Eminönü’ne geldi. Gaffar bey, Beyaz Köşk’ün yaptığı yıkımlardan sonra yanına bir kimyacıyı alarak Çemberlitaş’a doğru gitti. Kimyacı bir casustu. Adı Zahir Demirsevendi. Hedefimiz bu iki kişiydi. Meteor Bölgesi bir mektupla karışmıştı. Ama kafamı dahada karıştıran Gaffar efendi oğluna dört güçlü silahın reçetelerini vermesidir. Çemberlitaş’ın yıkılmasını istiyor ve Efsun’un ölmesini istiyor. Ama Gaffar bey babasına yalan söylemişti. Turnuva niçin yapıldı peki? Madem biz tam olarak kazanamadık niye görevlendirildik Çemberlitaş’a gitmeye? Bunların hepsi bir tuzak mı yoksa Agah bey’in bir planı mı var?

-‘Başka ailen var mı senin’, diye sordu Efsun Gaffar efendiye.
-‘Amma çok soru sordun ailem hakkında! Yok kimim kimsem!’
Efsun biraz sustu ama konuşmamak onun canı sıktı.
-‘Ben yıllardır sadece şifacıydım. Birgün birden ortaya çıktı diğer özelliklerim.’
-‘İyi.’
-‘Agah efendinin haberi vardı ama bunlardan.’
Gaffar efendi gülmeye başladı. ‘Kör gözlerine rağmen o herşeyi bilir. Hatta ‘Agah efendi bilmiyorsa hiçbirşey doğru değildir’ derler.’
-‘İmkanın olsaydı herşeyi değiştirirmiydin’, diye sordu Efsun.
-‘Ne?’
-‘Beyaz Köşk’ten ayrılırmıydın oğlunun doğumundan sonra?’
Gaffar efendi durdu ve çok sinirlendi.
-‘Sanane benim ailemden! Sanane benim hayatımdan!’
-‘Babam hayatta olsaydı onu bulmak ve yanında büyümek için herşeyi göze alırdım. Senin oğlun hayatta ve sen ona sırtını döndün. Ne için? Beni bulup öldürmek için! Değdi mi edindiğin bilgiler, kazandığın güçler? Ben ölünce dahada mutlu olacakmısın?’
-‘Sen benim hayatım hakkında yorum yapamazsın. Kes sesini ve yürümeye devam et.’

-‘Harita nereleri gösteriyor’, diye sordu Semih.
-‘Kubbe, Labratuvar, Yatakhane, Erg Odası, Türk Ocağı, Eski İstanbul Kız Lisesi ve Çemberlitaş.’
-‘Bu sıralamada mı’, diye sordu Ahmet.
-‘Hayır. Kız Lisesi ve Türk Ocağından sonra Çemberlitaş’a ulaşmış olacağız’, dedi Işıl. ‘Anlamıyorum. Madem bu kadar yakın, neden tüm bölgeyi araştırmamız emredildi?’
-‘İçimde kötü bir his var’, dedi Fatma. ‘Galiba bizi karşılamaya gelecekler. Keşke Rüzgar’da burada olsaydı.’
-‘Ama değil ve hayatta kalıp görevi tamamlamak için uğraşmalıyız’, dedi Efe.

-‘Uyandıysan gidelim’, dedi Hanzade.
-‘Ne?’
-‘Gaffar bey’e gidip silahını almak zorundayız. Sonra Çemberlitaş’a.’
Bunu duyar durmaz hemen koştum Gaffar bey’in yanına. Bana silahımı verip gitmemi emretti. Üçüzlerin yanına vardığımda plan yapmışlardı bile.
-‘Planımız şu: haritayı takip ederek Çemberlitaş’a doğru gideceğiz. Söyledikleri doğruysa bu silahlar onu yıkmaya yetecek’, dedi Zerde.
-‘Yanınızda iksir var mı’, diye sordum.
-‘Yeterince var’, dedi Uraz. ‘Merak etme hepimizi koruyabilirim.’
-‘Zerde ve ben önden gideceğiz. Sen Uraz’ı koru’, dedi Hanzade.
-‘Hayır’, dedim. ‘Hep birlikte kalacağız. Önümüze ne çıkacaksa beraber savaşcağız.’ Arkadaşlarımın orada olduklarını söylemedim bile.

-‘Sorunu buldum’, dedi Işıl. ‘Harita eksik çizilmiş. Gizli giriş diye gösterdiğim yer bizim gireceğimiz giriş değil. Ama çıkışda gösterilmiyor ve gireceğimiz yerde belli değil.’
-‘Ne biçim harita bu’, dedi Semih.
-‘Herşeye karşı tetikte olmalıyız’, dedi Fatma. ‘Grubu ikiye bölüp önden bir kaçımız girip arkadan şifacılar gelebilir.’
-‘Bunu daha önce yapmıştık’, dedi Ahmet. ‘İyi fikir değil.’
-‘Tamam’, dedi Efe. ‘Hep beraber giriyoruz.’
-‘Durun’, dedi Fatma.
-‘Ne oldu’, diye sordu Salih.
-‘Ayaklarımı kımıldatamıyorum!’
-‘Bende’, dedi Işıl.
Savaşçılar hemen silahlarını ortaya çıkardı.
-‘Gözünüzü dört açın’, dedi Efe.
-‘Biziz’,diye bir ses bağırdı.
-‘Kimsin! Adını söyle’, diye bağırdı Efe.
-‘Benim! Rüzgar!’
-‘Rüzgar burada mı’, diye sordu Ahmet şaşkınlıkla.
-‘Durdurmayı dikkatinizi çekmek için yaptım. Ve de... yanlız gelmediğim için.’
Hanzade, Zerde ve Uraz ortaya çıktılar.
-‘Burada olmamanız gerek’, dedi Hanzade. ‘Turnuvayı kardeşlerim kazandı.’
-‘O zaman seninde burada olmaman gerek’, dedi Halit.
Hanzade ukalalıktan nefret ediyor ama başkaların haklı olması dahada bir eziyet gibi.
-‘Efsun nerede biliyormusunuz’, diye sordum.
-‘O kızda burada mı’, diye sordu Zerde.
-‘Onu korumak için peşlerine düştük’, dedi Alper.
-‘Agah efendi Efsun’u yanına alıp buraya getirdi’, dedi Semih. ‘Vakit kaybediyoruz. Burada sohbet etmek yerine yola düşmemiz gerek.’
-‘Aklı çalışan biri’, dedi Uraz. ‘Hadi devam edelim.’

-‘Sert adam rolünü iyi oynuyorsun’, dedi Efsun.
-‘Konuşmaktan vazgeçmeyecekmisin?’
-‘Seninle konuşmak hoşuma gitmiyor. Sadece canım sıkılmasın diye yapıyorum.’
-‘Son dileğin bu mu?’
-‘Gerçekten anlamıyorsun değil mi? Ben ölmeyeceğim! Hiçbir şekilde sen kazanmayacaksın! Böyle bir şey mümkün değil!’
-‘Neden değil?’
-‘Birincisi her zaman iyiler kazanır. Ben ve arkadalarım en iyileriyiz. Beni öldüreceğini mi zannediyorsun? Gerçekten yapabilirmisin? Onca kişi saldırdı bana. Bir yara görüyormusun bende?’
-‘Zehirli hançerin sapladığı yerin hala acısını çektiğini görüyorum.’
Efsun sustu.
-‘Kendini ölümsüz zannetme. ‘’Her canlı ölümü tadacaktır’’. Bu laf tanıdık geldi mi?’
-‘Tam anlamıyla ölümsüz olmasamda senin benim canımı acıtmaya gücün yetmeyecek.’
-‘Bahse girelim istersen’, dedi Gaffar efendi gülümseyerek.
-‘Sen bana hiçbir şey vaadedemezsin ki.’
-‘Silahım. Beni öldürebilirsin silahım senin. Umarım...’ Gaffar efendi birden sustu.
-‘O ses neydi?’
-‘Arkadaşlarım’, dedi Efsun gülümseyerek.

LadyEowyn
İri Fare Avcısı
İri Fare Avcısı
Mesajlar: 72
Kayıt: 08 Kas 2010 16:52
Sunucu: Beyaz Köşk

Re: 32. Yol arkadaşlar

Mesaj gönderen LadyEowyn » 01 Tem 2012 23:26


Cevapla

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir