2. Düşmanların kardeşliği

İKV için yazdığınız hikayeler, şiirler veya kurgusal eserleriniz
Cevapla
LadyEowyn
İri Fare Avcısı
İri Fare Avcısı
Mesajlar: 72
Kayıt: 08 Kas 2010 16:52
Sunucu: Beyaz Köşk

2. Düşmanların kardeşliği

Mesaj gönderen LadyEowyn » 09 Kas 2010 17:33

Mağaradaki düşmanı Yeni Bab-ı Ali’de yendikten sonra bu haberi duyan herkez geldi. Teşkilattan Agah bey katıldı, Lodos mufazları klanından Kâzım bey ve Arzın çocukları klanından Handan hanım. Komutan ve Merbure hanımda oradaydı. Sözü Agah bey başlattı:
-‘Görünüşe göre düşman artık korkmuyor ve güçleniyor. Güç kaynaklarının dışında bir kaynak bulup kapımıza kadar gelebildi.’
-‘Hepsini az sayıda olmamıza rağmen katletmeyi başardık. Askerlerim sayesinde. Teşkilat sayesinde.’
Komutanın bu laflarını duyan Kâzım bey alaylı bir bakışla:
-‘Deli cesareti kurtarmış sizi. Ve duyduğuma göre ölüyordunuz neredeyse. Kayıp vermemeniz bir mucize. O genç toz bulutu yaratmasaydı asla sağ çıkamazdınız oradan.’
-‘Bunu senden duymak ne komik, Kâzım. İçimizde Yeni Bab-ı Aliye en yakın senin askerlerin var. Biliyorsun ki biz oraya kolay kolay ulaşamayız. Hem Vahşileri geçmemiz gerek hemde karargahı boş bırakıp Tepegöz Makinelerine davetiye veremezdik.’
-‘Bahanelerini kendine sakla Handan. Şuan başka şeyler konuşuyoruz.’
Arzlar ve Lodoslar arasında yine bir söz düellosu başlamıştı. Biz dışarıdaydık ama herşeyi duyuyorduk.

-‘Sen Efe sin değil mi? Hani Efsane olan.’
-‘Evet. Sende şu kapıyı patlatan çocuksun. Sayende kapımızdan olduk ama evimizden, güvenliğimizden olmadık.’
-‘Adım Rüzgar. Bana öyle derler yani. İstanbulda benden hızlı koşanı yoktur.’
-‘Yaratıklardan kaçarak mı hızlı koşmayı öğrendin’, der Efe alaylı bir tonla.
-‘Tamam! Kızma! Şaka yaptım. Zaten sen olmasaydın ölmüş olabilirdik. Tam vaktinde yetiştiniz. O koca kürkyumağına iyi darbe indirdin.’
-‘Bugünden sonra inşallah Komutanım benim farkıma varmıştır. Beni hiç görevlere göndermiyor. Çok gencim ya ondan. Sanki genç olmak suç. Sanki insanlarımız için canımı vermeye lâik değilim.’
-‘Yada komutanın seni daha iyi bir kahraman olarak yetiştirmek istiyor. Teşkilat askerlerini iyi bir seviyeye yetiştirmeden savaşa atmaz. Sana kötüsün demiyorum. Güçlüsün, yüreklisin ve en önemlisi cesaretin var.’
-‘Belkide klanlara katılmam gerek. Güçlü olmak istiyorum. İstanbulun kurtuluşuna büyük yardımlar etmek istiyorum.’
-‘Bak kardeşim biz klanlara katılmadığımız için güçlendik. Hiçbir zaman para yada kuvvet gösterisi için dövüşmedik. Bu silahları hakederek sallıyoruz hergün. Ama karşılığında birşey beklemiyoruz. Savaşmayı istemen iyi bir şey ama içeridekiler gibi olma.’
-‘Anlamıyorum. En iyi savaşcılar var içeride.’
-‘En iyi savaşcılardır onlar, evet! Ama biz bugün burada yaşıyorsak onların sayesinde değil! Onlar birbirlerine silah çektiler! Düşmana karşı değil! Onlar sayesinde bir zamanlar silah arkadaşı olan kardeşilerimiz şimdi düşman oldular!’
Efsane ayağa kalkar ve kapıyı tıklamadan içeri girer.

-‘Sizin işiniz, gücünüz yok mu? Yok etmeniz gerek bir grup falan kalmadı mı?’
Komutan sinirden köpürmek üzereydi ama Agah bey elini Komutanın koluna koydu, gülümseyerek kafasını salladı.
-‘Biz ölümden döndük! Biz yıkımın eşiğinden döndük! Sizde marifetmiş gibi, hak ediyormuşsunuz gibi o leşlerin peşindesiniz! Sizi kim çağırdı ki!’
-‘Efe...’
-‘Şamanları incelemeyi haketmiyorsunuz. Biz sizden yardım istemedik ve sizi dâvet etmedik.’
-‘Bak delikanlı. Büyük bir şansla kurtulmuşsunuz. Şimdide karşımızda kalkıp efelenme. Elimdeki silahı görüyormusun? O korkak kürkyumağını bir kaç darbede ezer. Biz boşuna dolaşmıyoruz Meteor bölgesinde. Lodos Mufızlarıda bu bölgeyi daha güvenli bir hâle getirmeye çalışıyorlar. Bunu inkâr etmeye hakkın yok ama en önemlisi cürret bile etmemelisin.’
-‘Sizin gücünüzden şüphem yok Kâzım bey. Sizin neden bizimkinden şüpheniz var? Biz şansla değil Komutanımızın emirleriyle kazandık. Şu arkadamki çocuk sayesinde kazandık. Madem yardıma gelmeye zahmetine giremediniz, araştırma zahmetlerinede girmeyin.’
-‘Seni küçük..!’
Kâzım bey silahını çekip Efenin üstüne yürür. Agah bey onu durdur.
-‘Otur Kâzım, otur. Çocuk haklı. Şansım var mı diye barakak atılmıyoruz biz savaşlara. Şansa göre hareket etmiyoruz. Yoksa Merbure hanım dahil herkez Yeraltına kaçardı. Düşmanı alt ettik. Kazandık. Bu askerlerin hakkını vermek lâzım. Onlarla gurur duyuyorum, herkez duymalı. Mağarada şuan ne olup bitiyor bilmiyoruz. Oraya bir grup asker gitmesi gerek. Şu Şamanlarada bakmak lazım. Belki mağara onlarla dolu. Cesetleri incelememiz gerek. Zayıf noktalarını bulmamız gerek. Ve neden saldırdıklarını öğrenmemiz gerek. Merbure hanımı ne için istemiş olabilirler? ‘
Agah bey bir kaç adım öne attı.
-‘Gözlerim görmüyor, evlat. Neredesiniz.’
Komutan işaret etti ve içeri girdi, Agah beyin önüne dikildik. Agah bey gülümsemeye başladı.
-‘Savaşcısınız demek. Güzel. Çok güzel. Bana zafer sarhoşluğuna kapıldığınız gibi gelmiyor. Komutan, bence bu ikisi mağaraya gitmeli. Yanınza 5 Arz Çocukları ve 5 Lodos Muhafızı seçin.’
-‘Sözünüzü bölmek istemem Agah bey ama kafanıza göre Arz Çocuklarını görevlendiremezsiniz!’
-‘Dışarıdaki askerler mücadeleye gelmeyerek korkak ve aldırış etmediğinizi sanıyorlar Handan. Bu düşünce kendi klanınıza geçerse ne yapacaksınız? Teşkilat adına değil, Agah bey olarak istiyorum bunu. Düşman olacaksanız gene olun. Ama sizin kavgalarınızın bedelini neredeyse benim askerlerim ödeyecekti. Bunu borç biliriz. Ayrıca klanındaki adamların hepsi bir zamanlar benim askerlerimdi. Onları sizlerden önce biz yetiştirdik. Teşkilat yetiştirdi.’
Handan hanım kaşlarını çatarak odadaki herkeze baktı.
-‘Bizim Lodos Muhafızlarıyla görüşlerimiz uymuyor’, diyerek odayı terk etmek istedi.
-‘Tabi uymaz! Düşmanı kucağına oturtmak istiyorsun sen,’ diye bağırdı Kâzım bey.
-‘Her yaratık düşman değildir! Yoksa Yeni Bab-ı Alide sakin yaratıklar var diye mi gelmedin?’
Yeni bir laf kavgası daha başlamıştır. Ben ve Efe bu sefer sustuk ve seyrettik. Sonra Agah bey gözlüğünü çıkardı ve boş gözleriyle benim tarafıma doğru baktı. Gülümsedi. Anlamayamadım. Sonra dudaklarını kıpırdattı. Sessizce ‘zafer senin elinde çocuk’ dedi ve gözlüğünü taktı. Odada herkez kavga etmeye devam ediyordu. Bu sefer Komutan ve Merbure hanımda dahil olmuştu. Efe ise sadece hayret içersinde seyrediyordu koca koca insanların ufacık bir çocuk gibi kavga etmeleri.
-‘Beni dinleyin, diye bağırmaya başladım!’
Kimse duymadı.
-‘Hepiniz silahına güvenen korkaklarsınız’, diye bağırdım bu sefer. Herkez sustu. Agah bey hariç herkez bana öfkeyle bakıyordu.
-‘Madem yaratıklar bu kadar kötü, Lodos bey, sizde insanlar yerine yaratık kesin Meteor bölgesinde. Madem yaratıkların hepsi düşman değildir, Arz hanım, sizde insanları yaratıkları çevirmeye çalışmayın. Asıl düşman ortada ve elini kollunu sallaya sallaya tekrar gelecek buraya. Defalarca gelecek. Her seferinde onlara karşı korkmadan savaşırız. Hedefleri şuan Merbure hanım. O öldükten sonra ne olacak? Kâzım beyin peşine düşecekler. Sonrada Handan hanımın peşine düşecekler. Onların hedefi insan değil. Bölgeyi ele geçirmek. Sizde burada oturun birbirinize bağırın ve birbirinize silah çekin. Düşman hepimizin ortak düşmanı ama müteffik birbirine düşmüş. Eksik kalsın sizin yardımınız. Yeraltına indiğim iyi olmuş. Teşkilatın askerleri yendi Karakürk’ü. Sizde Teşkilatla beraber savaşmayı haketmiyorsunuz. Evlerinize dönüp birbirlerinizin kuyusunu kazmaya devam edebilirsiniz. Teşkilat tüm İstanbulla beraber sizleride korur.’

Odadan çıktım. Efe peşimden geldi.
-‘Ne yaptın oğlum! Komutan seni diri diri gömecek! Yok! Önce işkence edecek sonra seni gömecek!’
-‘Silahlarını hak ederek sallamalarına yardımcı oldum. İstediğin bu değilmiydi?’
-‘Onlar yaşamayı bile hak etmiyor.’
-‘Senin ne alıp veremediğin var onlarla?’
-‘Ben çok silah arkadaşımı kaybettim klan savaşlarında. Ben asla katılmadım. Teşkilattan vazgeçmedim. Klan parası ve klan silahlarıyla göz boyadılar ve arkadaşlarımı birbirlerini düşman ettiler. Hepside bir tür siyaset görüşü uğruna. İkisininde kafalarına sıkasım var.’
-‘Bakarsın bu görevden sonra bir kaç silah arkadaşı edinirsin.’
-‘Neyden bahsediyorsun sen?’
Gözümle işaret ettim. Efe arkasını döndü, Kâzım bey ve Handan hanımın üzerimize doğru geldiğini gördü.
Efe fısıldayarak: ‘senin salaklığın yüzünden linç edileceksin.’
-‘Sus ve seyret’, dedim sessizce.
Kâzım bey ve Handan hanım kızgın bir ifadeyle:
-‘Kimi istiyorsanız seçin. Bir gün içinde mağarayı keşfedip çıkacaksınız. Sonra herkez kendi yoluna.’
İkiside yanımızdan ayrılır ve Efe hayretler içersinde ne diyeceğini bilmez.

Ardından Komutan bize içeriye çağırır. Öfkeli bir tonla:
-‘Sizin kadar...!’
Agah bey yine onu susturur.
-‘Bugün dinlenin ve gereken eşyalarınızı hazırlayın. Sizlere birer yüzük hediye ediyorum. Gücünüze güç katmak için.’
-‘Bu ahmakları ödüllendiriyormusunuz?’
-‘Bu ahmak dediklerinin sayesinde daha güçlü bir şekilde hedefimize ulaşacağız. Adın neydi sizin?’
-‘Efe.’
-‘Rüzgar.’
-‘Rüzgar çocuk haklı. İstedikleri Merbure olmayabilir. Güçlerini test etmek için gelmiş olabilirler. Her ihtimali düşünmemiz gerek. Şu Şamanları artık bir gözden geçirelim. Hızlı hareket etmekde fayda var.’

Efe ve ben Şamanların yanına gittik. Teşkilat görevlisi Şamanlardan birini parçalara bölmüş. Boyunları ve bacakları zayıf noktaları. Oralarda zırh yok ve efsunlara kolay yenik düşüyorlar. Diğer Şamanda ateş büyüsüne karşı çok zayıf. Parçalanmış Şamanın kolunu yakınca alev almadan kül oldu. Efe gözlerine inanamadı:
-‘Vay canına...’
-‘Biliyorum. Ama ateş büyüsünü iyi bir şekilde yerine getiren çok az sayıda büyücü var’, dedi görevli.
-‘Peki ateş efsunlu silahlara karşı ne tepki veriyorlar?’
-‘Şuanki araştırmalarımız çok kısıtlı. Ateşe karşı zayflar ama onların güç kaynakları nedir, hangi büyü yaparlar, dirençleri, bünyeleri ne kadar sağlam bilmiyoruz. Canlı bir Şaman olsaydı... Ateş efsunlu silahlara karşı daha dayanıklılar. Ateş büyüsü gerekecektir.’
-‘Biz yarın sabah mağaraya gideceğiz. Yanımıza Arzların 5 Büyücüsünü alalım. Lodoslarında 5 Savaşcısını. 4 tanede Şifacı yeterli. Onlarda Teşkilatın Şifacısı olacaklar’, dedim.
-‘Bunları neye dayanarak söylüyorsun’, diye sordu Efe.
-‘Şimdi ikimiz savaşcıyız. 5 savaşcı daha 7 kişilik bir grup eder. Bu yolda karşılaşacağımız yaratıkları öldürmemiz için yeterli. Büyücüler sadece Şamanlara karşı ateş edecekler. Sadece Ateş büyüsünü yapmaları kafi. Şifacılar şifa dağıtıp ve zehire karşı büyü yapmaları yeterli. O mağara şuan ne durumda bilmiyoruz. 16 kişilik bir grup yeterli. Zaten bir çok kurtadamı yendik. O yüzden girişte çok fazla yaratık olacağını sanmıyorum.’
-‘Bence yanımıza Teşkilattan bir kaç asker daha alalım. Onları hafife alma.’
Omuzlarımı kaldırdım ve uyumak için yatağıma geçtim. Efe yanımdaki yatağa yattı.

-‘Efe? Uyuyormusun?’
-‘Sus.’
-‘Sende heycanlımısın?’
-‘Sus dedim.’
-‘Ben çok heycanlıyım. Uyuyamıyorum.’
-‘Git aktar’a sana uyku ilacı versin.’
-‘Yarın büyük gün! İlk görevim!’
-‘Sende bunu istemiyormuydun?’
-‘Çok istiyordum! Hâlen istiyorum. Kim bilir yarın ne tür yaratıklarla karşı karşıya olacağız! Ne tür ganimet toplayacağız!’
-‘Rüzgar sus artık. Uyamıyorsan sessiz olarak uyuma. Beni uykumdan etme.’
Başımı yastığa gömdüm ve Agah bey rüyama girdi. Bana söylediği o kelimeleri tekrar gördüm. Kimse görmedi. Bir tek bana söyledi. Efsane Efeye bile söylemedi. Bana söyledi. Bu çok gurur verici. Neden söyledi ve neyi kastetti tam olarak bilmiyorum ama hiç korkmuyorum. Yarın olacaklardan korkmuyorum.

Uyandığımda Efe uyuyordu. Dışarı çıktım ve sabah olmamıştı daha.
-‘Heycanlımısın?’
Şifacı bir kız yanıma yaklaştı.
-‘Ben uyuyamıyorum. Bugün ne olacak çok merak ediyorum.’
-‘Ben etmiyorum.’
-‘Ben Efsun.’
-‘Rüzgar.’
-‘Bende gelebilirmiyim?’
-‘Sen dünkü şifacılardan birisisin değil mi?’
-‘Evet. İşine yaracak her türlü büyüyü yapabiliyorum. Saldırı büyülerim az tabi. Ama şifa, can verme, can kurtaran ve direnç büyülerim çok kuvvetlidir. Bir çokda iksirim var. Kimyacıyım ben.’
-‘Neden gelmek istiyorsun?’
-‘Sen neden istiyorsun?’
-‘Ben askerim. Savaşcıyım. İstanbul için. Gelecek için. Sen?’
-‘Ben savaşda tüm ailemi kaybettim. Gitsem kimse arkamdan üzülmez. Kaybedecek birşeyim yok yani. Senin ailen yok mu hiç?’
-‘Bilmiyorum. Annem ve babamı hatırlıyorum ama saldırılardan sonra onları kaybettim. Kim bilir nerelerdeler. Asıl ismim Ata bu arada. Ama hızlı koştuğum için...’
Cümlemi bitirecektim ama bir gürültü duydum. Ardıma döndüğümde Kâzım bey ve Handan hanım Yeni Bab-ı Aliyi terk ediyorlardı. Ardından Agah bey ayrıldı. Ayrılmadan önce bir kutu uzattı Komutanın eline.

-‘Sence düşmandan silah arkadaşı olur mu?’
-‘Klan savaşcıları bir zamanlar Teşkilatın askerleriydi. Sonradan katıldılar klanlara. Ne için bilmiyorum. Bende katılmak istiyordum daha iyi bir savaşcı olabilmek için.’
-‘Peki ya şimdi?’
-‘Ben galiba Teşkilatın Rüzgarı olmaktan çok memnunum’, diyerek gülümsedim.

LadyEowyn
İri Fare Avcısı
İri Fare Avcısı
Mesajlar: 72
Kayıt: 08 Kas 2010 16:52
Sunucu: Beyaz Köşk

Re: 2. Düşmanların kardeşliği

Mesaj gönderen LadyEowyn » 12 Şub 2011 23:19


Kullanıcı avatarı
yavuzlarbey
Sahaf Yardımcısı
Sahaf Yardımcısı
Mesajlar: 149
Kayıt: 08 Oca 2010 16:06
Sunucu: Teşkilat
Klan: Lodos

Re: 2. Düşmanların kardeşliği

Mesaj gönderen yavuzlarbey » 25 Mar 2018 19:47

Böyle tozlu raflarda kaybolmamalı, o kadar aramama rağmen 1. Bölümü bulamadım bulan varsa eklesin gerisi LadyEowyn sağolsun zincirleme şekilde geliyor.
Lady yazmayı bırakma.

LadyEowyn
İri Fare Avcısı
İri Fare Avcısı
Mesajlar: 72
Kayıt: 08 Kas 2010 16:52
Sunucu: Beyaz Köşk

Re: 2. Düşmanların kardeşliği

Mesaj gönderen LadyEowyn » 25 Mar 2018 21:19


Cevapla

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir