En Başından- Revizyon

İKV için yazdığınız hikayeler, şiirler veya kurgusal eserleriniz
Cevapla
EklentiPaketi
FareAdam Düşmanı
FareAdam Düşmanı
Mesajlar: 322
Kayıt: 22 Haz 2014 04:30

En Başından- Revizyon

Mesaj gönderen EklentiPaketi » 09 Nis 2016 22:26

Ürpertici soğuk ve uyku sersemliği.. Hayır üşümüyorum, tahammülümü sınayan bir ısı bedenimi iplik iplik işliyor, eklemlerim gövdeme kancayla tutturulmuş yük gibi, titriyor. Ben... ölüyor muyum? Aklım çıkacak gibi oluyor ve birden düşüncelerim uyuşuyor, tekrar ve tekrar derken alnımın çatına bastırılan namlu... beynime vazifesini hatırlatmış olmalı şimdi bir şeyler anımsıyorum, yeşil taşlar, gözün alabildiği mesafede sise boğulan sütunlar, mavi pelerinli silahsız kuklaların kükreyen nefesleri ve ölüm iniltleri, bu... sihir mi ya da bir çeşit hile? Bir elinde kalkan, bir elinde mızrak, bu karmaşaya kayıtsız kalan mini etekli adam da kim? Burası neresi? Ya şuan neredeyim? Gözümü açıyorum ve alnıma dayanan çubuğun bir baston olduğunu idrak ediyorum. İhtiyar yüzünü yere eğmiş, demode gözlüklerinin üstünden sızan gözleri kim olduğumu sorguluyor. Ama daha önce, cami avlusunda yırtılan omzundan kopmak üzere olan atlet ve yıpranmış keten pantolonla ne halt ediyorum ben!? Ve panikle köşeye siniveriyorum annesinin dizinin dibinde yabancılardan kendini saklayan bir çocuk gibi. Etraftaki kalabalığı farkedince işler iyice sarpa sarıyor. Derken gitgide şiddetlenen fısıltı ve uğultuları yaran postal sesleri ve bir asker karşıma dikiliyor. Bir elinde boyu kadar gelen tüfeği ve sırtında beyaz bir çanta tutuyor, umarım çanta benim içindir...
...
2. Parça
Çantadan kahverengi bir çift kıyafet çıkarıp önüme fırlattı. Ahaliyi biraz tedirgin etmiş olmalıyım. Kahverengi ceket ve pantolonu hızlıca giyindim. Jandarma tüfeğin kabzasını kavrayıp:
- Ne ararsın buralarda? Elcevap:- Buraya nasıl geldiğimi hatırlayamıyorum. -Ya ismin? Red babında kafa sallamakla yetindim. -Kimin kimsen yokmudur? - Şapkalı adam... Gülümsedi ve: - Demek şapkalı adam... sen istanbul'un nüfusunu bilir misin? Öncü kıyamet dahi bu kalabalığı teğet geçti. - Kıyamet... - Başka tarifi yok mu bu adamın? ( İmalı ses tonu) İhtiyarca biri miydi bari? - Neden? - ( İmalı ses tonu) Belki daha kolay çıkarırız. Bu şehrin ihtiyar delikanlıları mecbur kalmadıkça çıkarmaz başındaki fötürü. - Bilirim. -Anlaşıldı, anlaşıldı. Yakın tarihi unutmamışsın, lakin hafızan yerinde değil. Toparlan haydi. ( Üstümdekileri işaret edip) Eyvallah
Jandarma kalabalığı dağıtıp avludan ayrıldı. Midem sırtıma yapışmış gibi açlık beni geri itiyordu, Adeta sürünür vaziyette adımlarla ihtiyarın yanına vardım. Gayrı ihtiyari ellerimi birbirine kavuşturup: -... . :?: Bu koku, yavaaş adımlarla kokunun kaynağına doğru yol alırken uzaklardan gelen cıyaklamalar, can havliye kendimi geriye çektim. Faydasız. Sanki bir kartal sürüsü üzerime çullanmak üzere ve tiz çığlık ordularını öncü birlik olarak zihnime musallat etmiş. Ne yapacağımı bilemez halde ellerimle gözlerimi kapatıp yokuşa doğru koşmaya başladım, üç beş adımda bir ayakkabımın altına kısılan bu dev haşereler de ne? Devasa? Böcek? Durakladım. Bunlar böcek felan değil ve dört yanda yankılanan bu ses de yırtıcı kuş sesi değil altı üstü, sahil fareleri. Korku yerini öfkeye terketti. Omuzlarımı gerip göğsümü kabartınca dört bir yana kaçışmaya başladılar. Hayvan doğası... Umarım bu hallerimi gören olmamıştır. Ne yapıyorum ben Allah aşkına? Neyse, kokunun kaynağına olan yolculuğumu devam ettirmeye karar verdim. Dumanlarının arasında pala bıyıklı, kel bir adam. Her yeri balık kokusu sarmış. Yaklaşıp selam verdim, ben de seni bekliyordum dedi avcunda kese kağdına sarılı yarımı bana uzatarak. Birine benzetmiş olmalı ama itiraz etmeye niyetim yoktu.
Part end, ne anlatıyorum yav ben? gerçekten yorum bekliyorum

Kullanıcı avatarı
ACESO
İskele Babası
İskele Babası
Mesajlar: 49
Kayıt: 05 Nis 2016 21:25
Sunucu: Sancak
Klan: Lodos
Lonca: Irresistible

Re: En Başından- Revizyon

Mesaj gönderen ACESO » 09 Nis 2016 23:42

Kıyamet Günlüğü'ne yaptığım yorumu dikkate alman gerçekten gururumu okşadı. Orada da dediğim gibi gerçekten güzel bir hikaye. Devamını da getirebileceğine inanıyorum. Heyecanla bekliyorum.

İyi forumlar
ACESO
ACESOII
ACESOIII

EklentiPaketi
FareAdam Düşmanı
FareAdam Düşmanı
Mesajlar: 322
Kayıt: 22 Haz 2014 04:30

Re: En Başından- Revizyon

Mesaj gönderen EklentiPaketi » 10 Nis 2016 00:19

ACESO yazdı:Kıyamet Günlüğü'ne yaptığım yorumu dikkate alman gerçekten gururumu okşadı. Orada da dediğim gibi gerçekten güzel bir hikaye. Devamını da getirebileceğine inanıyorum. Heyecanla bekliyorum.

İyi forumlar
:) teşekkür ederim. Bana gittikçe batırıyorum gibi geliyor, normalde bir şeyler üretirken böyle hissetmem :?: :idea:

EklentiPaketi
FareAdam Düşmanı
FareAdam Düşmanı
Mesajlar: 322
Kayıt: 22 Haz 2014 04:30

Re: En Başından- Revizyon

Mesaj gönderen EklentiPaketi » 16 Nis 2016 18:19

3. Bölüm:
Açlık bela mıydı, midemi çimdikleyip kalp ağrımı unutturan deva mı? Rüzgarın ıslığı, is kokusu, gözyaşını tutmaya çalışan çocuklar gibi yüzü buruşmuş, çiseleyen bulutlar. Cinnet alemi.. Size de bir şeyler anımsatmıyor mu? Bana, onu.. İşin aslı görmezden gelmek unutma sayılmaz. Aklım erdiğinden beri, gayri ihtiyarı kurulmuş rabıtalarımdan eksilse rüyalarıma dolmuştur. ( - Hak? ...) Balıkçı, imzariti suya sallayıp tekrar bana döndü, aceleyle elini beline götürdü, savunma duyusuyla bir ayağımı geri çekip sağımı hazırladım, horozun sesini duyar duymaz can havliye yumruğumu savurdum, ıska! Balıkçı sağıma geçip tekatarı bana doğrultu. Başıma ne işler açmışım ben. Elleri iki yana açtım, eh, yapacak bir şey yok gibisinden. Tekatarla yarım daire çizip kabzasını avcuma vurdu. Bu senin dedi. -Diyetini ödeyesun. Ben: - ? Balıkçı:- Ac ayu oynamaz, uşak. Ahali sahilde olta kuramaz oldu. (sağına dönüp) Karşu baştan başla( sol taraftaki uzun binayı işaret edip) depoya besmelesiz yanaşmayasun. Teşkilata hoşçeldin,( ben:- teşkilat?) , yolun uzundu, aza gocunyasun, çoğa azmayasun. (elim göğsümde) - Eyvallah (hafif tebessüm ile) Rasgelsin. Aheste adımlarla, görev alanına. Ne büyük vazife ama..! Üstümüze iş aldık, Teşkilat ne olaki? Çıkaramıyorum. Devlete mi bağlı? Koca koca adamlar kendince oyun mu oynuyo bu mahşer kabusunda. Neyse, düzensiz komitalardan evladır. İşi tezelden bitirip terzinin yolunu tutmam lazım.
3 dakika sonra, öteki uçta
Dişlek haşereler, sahili yurt bellemiş. İri fareler, yavruları, kemeler...Vurmakla bitmez, kovalamak lazım. Çoban sürü misali. Gözlerini korkutmak için irilerini vurarak üzerlerine yürümeye başladım. Yine o çin işkencesi sesleri, yağmurdan kaçan bebeler gibi küçük ama hızlı adımlarıyla koşuşturmaya başladılar. Göç misali, ileridekileri sürüye katarak çoğalıyorlardı. Dağımlarına izin vermemeli... ÇAT. Omzumdan belirginleşip enseme doğru silikleşen bir acı, sarsıldım. ??? - Yine mi siz lan, *********. Kendimi tutup hızla arkaya döndüm, bir şapka yere süzülüyor, ortada kimse yok. ??? - Yardım! ( öhkhö) yardım edin! yüzme bilmem ben! Seri olmalı. Parmak uçlarıyla sahile taşına tutunan bir adam. Sancıyan kolumu ağaca sabitleyip dizlerimi yere yapıştırdım, düşen adamı bilekten kavradım, hınçla yukarı çektim. Minnetler, özürler, tanışma faslı... Burda ne aradığımı sordu, cevap alınca bekle dedi. İlerdeki kutulardan bir şişe şarap getirdi. Göğüs cebinden fare ilacı çıkarıp şişenin içine boca etti. Şarapçı: - Bu şişedeki parçacıkları sahile boca et, devrilir kalırlar. Ben: -Ya sonra? Şarapçı: - Yağmur denize döker hepsini merak etmeyesin.

Kullanıcı avatarı
Rescuer
Mebrure'nin Adamı
Mebrure'nin Adamı
Mesajlar: 2634
Kayıt: 05 Ara 2009 19:43
Klan: Lodos
Konum: Sakarya

Re: En Başından- Revizyon

Mesaj gönderen Rescuer » 10 Ara 2016 13:42

Devamının gelmemesi üzücü. :|
Resim
Bitmez görünen mücadelede bir adım daha ilerlemek için...
Tılmesa

EbdSr
Salgın Koruyucusu
Salgın Koruyucusu
Mesajlar: 17
Kayıt: 16 Oca 2019 23:53

Re: En Başından- Revizyon

Mesaj gönderen EbdSr » 17 Oca 2019 00:04

Rescuer yazdı:
10 Ara 2016 13:42
Devamının gelmemesi üzücü. :|
Teşekkürler, motive edici olmuştu.

İlk günlerim sahilden çarşıya mekik dokuyarak ayakkabı aşındırmakla geçti. Mahallenin eskimez simaları vazife sonunda minnet borçlarını günü kurtaracak kadar ödülle ödediği hepsi birbirinin aynısı görevle sanki bana işini gördürmek değil de beni tanımak ve bana kendilerini, yeni dünyada hayata tutunabilmek kurdukları düzenin işleyişini tanıtmak niyetindeydi. Bankacının, etraftaki örümcekleri temizleyene iyi bir ödeme yaptığını haber aldıktan sonra tevafuk eseri kuyruklu dişlekleri tepelediğim sokağa sapıp da bir iki gün evvel temizlediğim kaldırımlarda pişkince birbirine cilve yaptıklarını görünce anlamıştım, artık hiçbir çaba kıyamet uğultularının sesini kesmeye yetmez, çocukların, şarkılarını fare çığlıklarının tizlerine uydurarak söylemesi, annelerin, ev işlerine farelerin kemirdiği kapıların pencerelerin tadilatını eklemesi, babaların, işe giderken paçalarına yapışan farelerin bıraktığı izleri yol üstünde dikebilecek kadar el becerisi kazanması gerekiyordu. Günahları son raddeye varan insanlık tarihine son noktayı koymaya karar veren el, henüz yaşanacak çok şey olduğunu ihtar eden Kalem’ in rüzgarıyla savrulmuş meteor yağmurlarının peşine bir virgül atıvermişti. Kıyametten kaçarken, hiçbir şeyi arkada bırakmak yok. Aksine tarihin varış noktasından pek memnun olmayan kalabalıklar, el mahkum boyun eğdikleri sona, evvelinden güç alarak nisbet yaparcasına tarihi mimarilerin etrafında toplanmış, değişen şartlara rağmen evvel yaşamlarında idame ettikleri kuralları sürdürmeyi vazife bilmişti. Sokakları saran sel evleri basar mıydı bir gün acaba!? Hiç kesilmemek üzere anbean gelgitlerle yoğunlaşıp şeffaflaşan tedirginlik ahalinin göz hizalarını kırıştırsa da iki ucunda gamze kreterleriyle süslenmiş yarım ayı andıran dudakların tebessümünün önüne geçemiyor. Yokluk emeğin maddi değerini düşürse de her biri insanlığı yıldırmaya and içmiş kıyamet tiyatrosuna meydan okuyan birer kale olan zanaatkarların itibarı, tersine yükselmiş, fabrikasyon imalatına karşı zaman zemin şartlarından ötürü de olsa galip ayrıldıkları rekabetin verdiği özgüvenle dolan terzi, manav, demirci tevazu ile her gün sabahın ilk ışıklarıyla kepenk açıyor( … ? ) …
Buralarda yeni biri için başını sokacak bir çatı bulmak ha deyince halledilecek iş değil. Üstüne Teşkilat jandarma kuvvetleri dışında bağlılarına düzenli maaş vermediği gibi zoraki dönen para çarkına çomak sokmamak için maaşları ödemeyi geciktirebiliyor. Ne de olsa nüfusun büyük bir bölümü geçimini kolluk işlerinde rol alarak sağlıyor. Hiç değilse rüyamı izaha kavuşturacak bir ipucu bulana dek buralarda düzenli bir iş bulmak benim çok istenilesi görünmüyordu. Üstelik camide konaklamamdan şikayetçi olan da yok ve benim için yeterince konforluydu. Sırtımı kapının yanındaki duvara dayamış düşüncemin sesini dinlerken uyuyakalmışım. Uyandığımda mahşer yerini andıran bir kalabalık üstüme doğru yürüyor ve son anda yanı başımdaki kapıdan çıkıp görüş alanımdan kayboluyordu. İçinde bulunduğum durumu kavramam biraz zaman aldı. Aklımı örten donmuş bulutları iğneleyerek çözen, henüz simamı tanıyamamış kimselerin gayrı ihtiyari ve birbiri ardına garipseyen bakışları oldu. Nereden geldiğimi, sabahın ortasında duvara yaslanmış neyi beklediğimi hatırlamaya, hatırladıkça mevcut durumun yetersizliğininden kaynaklanan sızıyı derinleşerek hissetmeye başladım. Derken kahverengi paltosuyla kalabalığı yararak ilerleyen Agah Efendiyi fark ettim. Camiden çıkmakta olan cemaatin güzargahına dikili bir kolonun önüne durup kendini belli ederek yerini hazırladı ve namaza başladı. Eğer bu civarda neyi nasıl soracağımı bilmediğim bir durumda dahi akıl danışabileceğim biri varsa Agah’ tan başkası olamazdı. Seri adımlarla avluya varıp abdestimi hazır ettim ve aceleyle agahın yanına vardım. Namazı eş zamanlı olarak eda ettik. Beni fark etmesini bekledim ama ne kadar yukarı baktığının göremediği için içinden gelen sese itirazsız itaat ederek tavanı dikizleyen bakışlarından ne kadar girdaplı bir düşünce aleminde olduğunu sezebiliyordum. Bir süre varlığımı hissettirmesem de yumruklarını sıktığını fark edince manevi bir yönelişin önüne geçmek konumunda olmadığımı fark ederek seslendim: -Agah bey! ( Sesimden kim olduğumu rahatlıkla çıkarabilmişti, görme konusunda sıkıntısı olmayan kimilerinin birkaç kez görüştüğü kişileri dahi unutabilmesine rağmen yaşlı kurdun ses hafızası, bütün bir teşkilatı yönetebilecek kadar kuvvetli olsa gerekti ne de olsa) Üzerindeki ağırlıktan bir çırpıda sıyrılamadan bana doğru döndü. - Nereden başlayacağımı bilmiyorum. Rüya… + O halde… Kesin bir ifadeyle ayağa kalktı, söyleyeceklerimi dinlemek istemediğini düşündüm ki beklememi söyleyip cami kütüphanesine yöneldi. Kitaplığın tepesinden kabartmaları ta uzaktan kendini belli eden yeşil bir kağıt alıp yanıma yaklaştı. + Antrepoda dönen dolaba dair son gelişmeler. Bu raporun kimin marifeti olduğunu tahmin biliyor musun veya neyin? Onlar rüyalara benden daha yakınlar. Eğer anlattıkların bir rüyaysa...-… Makul gelmediğini anlıyorum, kim gözleri görmeyen bir ihtiyarın yalnızca kendine göründüğünü iddia ettiği varlıklardan gelen istihbarat raporuna göre iş tutar ki? Bir de yanı başındakilerin sahil cephesinden antrepoyu kuşatan siste kaybolduğunu söyleyen görgü tanıkları var tabi. Bence bu iş için bulunmaz kumaşsın. Şimdilik, senden sadece antreponun etrafını kolaçan etmeni istiyorum. Sakın benden emir almadan daha operasonu derinleştirme! Bu muskayı boynundan çıkarma, Allah yardımcın olsun. Hadi eyvallah… Agah ağır adımlarla dışarı yönelirken ben de ona yetişmemeye özen göstererek kapıya varmıştım. Bir an önce düşünmem gerekenler vardı. Aklımı karıştıranları aklımı karıştıran adamın yanında düşünmek bir çeşit saygısızlık sayılabilirdi. En azından babam yaşında adamı yanı başında deli ilan edip ona bir şey hissettirmemeye çalışmak bana yakışmazdı. Cinlerin kadim geleneklerine aykırı bi karar ile yeryüzünde toprak işgal etmeye çalıştığını düşünmek ürpertici olduğu kadar saçma, bu komik. Ayrıca Agah Efendi dillerini, hayır alfabelerini nereden biliyor yoksa aralarına soktuğu ajana kendi alfabesini öğretip üstelik körler için nasıl kağıtlara kabartma yapılacağını da mı öğretmişti!? Yok eğer bu işte başka bir iş yoksa çocukkenki kadar onlardan korkmaya gerek var mıydı? Belki de bunun üzerine düşünmekle içime asıl korku tohumlarını eken ben olacaktım, yola koyuldum...
…Antrepoyu çevreleyen tel örgülerden bir şey anlamak mümkün olmuyordu. Burnumun dibini zar zor seçtiğim bu denli yoğun bir sisle daha önce karşılaşmamıştım. Yatağanımı tel örgüye sürterek çıkan sesin beklenmedik bir yerden beklenmedik bir anda saldırı gelme ihtimalini ortadan kaldırması umuduyla antreponun girişine vardım. Kapıdan girerken destek aldığım zemini kaybetme hissiyle birlikte ensemden soğuk ter damlaları süzülmeye başladı. Ortalık tenha görünüyordu. Sis deryasında adım adım ilerliyordum. Yön duygum kaybolmuştu ta ki antreponun duvarına toslayana kadar. Bu ufak sarsıntı bana madde boyutunda olduğumu tekrar hissettirirken amacım antreponun etrafını kolaçan etmek olduğu için binaya ulaşmak iyi bir fırsattı. Böylece bir elimi binadan ayırmayıp binayı 3 boyutlu bir harita olarak kullanabilirsem işim kolaydı ki birbiri ardına mafsallarıma isabet eden iğneler bütün dermanımı çekip almıştı ama kendimi taşıyamadığım gibi ne de yere düşebiliyordum, kemiklerim desteklerini kaybetmişti, taşınmayacak bir yükün altında kalmak gibi. Gündüz gözü karabasan hali. Ruhuna kulak asmayan, ayakta uyuyan bir beden. Balmumundan bir heykel gibi ancak gözlerimi oynatabilsem de etrafımı sarmış beni çokta uzun olmadığını bildiğim bir yoldan denizin dibine sürükleyen küçük dokunuşların sahiplerini görecek kadar aşağıya dahi bakamıyordum. Tek görebildiğim sisin içinde gözlerime kenetlenmiş bir çift siyah göz. Bu hal bir müddet daha sürse kafayı sıyırmamak elde değil. Ufak bir kavis çizmekten aciz düşen kollarım, haddinden fazla zorlayınca iki yana salını verdi, paslı yatağanın zemine çarpmasıyla oluşan ses beni biraz olsun kendime getirdi. Ağır çekimde elimi Agahın verdiği muskaya götürdüm. Dilim çözülmeye başlamıştı. Kılıcı yerden alıp bütün gayretimle hırıltılı bir sesle haykırınca (Allllah) pantolonumdan çekiştiren cinler birbirlerine takılarak düşe kalka kaçışmaya başladılar. Biraz hızımı alarak asıl tehlikenin üzerine koşturmaya başladım, yanına vardığımda, gözleri hayretle beni içine çekecek kadar büyüyen cinin üstüne sıçrayarak sert bir darbe indirdim. Farkettimki yaralarımdan sızan kan ayan olmuştu, buna güvenmiş olacak ki sonu oldu. Gözle görülmeyen birkaç küçük el, arkadaşlarının kafası ikiye yarılmış cesedini sürükleyerek uzaklaştırdı. Basit de olsa etkili bir savaş taktiği kullanıyorlardı ama olası durumlara ayak uyduramamaları bu işin kendi akıllarının eseri olmadığının ıspatıydı. Ve ben de pek tedbirli sayılmazdım. Görev talimatını sürdürecek gücüm kalmasa da daha ileri gitmeme gerek kalmamıştı. Dikkatlice baktığımda, ileride aynı taktik tertibini andıracak vaziyette konumlanmış mavi yaratıkların, hiçbir iş yapmıyormuş gibi görünseler de nereye baktıklarını anlamak dahi güç olsa da pür dikkat hallerini gözden kaçmıyordu. Belki de hep aynı alanda aynı rotada volta atmaları böyle bir intiba uyandırıyordu… Geldiğim yolu takip ederek arkamı kollamayı ihmal etmeden geri döndüm. Antreponun girişinden güvenli bir mesafe uzaklaştım ve son bir bakış attım. Sise boğulmuş taş duvarlar zemine dik uzanan hayali bir denizi andırıyordu. İlk kulaçlarını atmış bir çocuğun yorgunluğu ve aşmak istediğim bilinmezlerin boyumu çokça aştığının farkına varmanın hayal kırıklığıyla bu adı kötüye çıkmış yeri arkamda bırakıyordum, şimdilik.

Belki devam edebilirim. Düzenlemek için çok uğraşmadım, özellikle mantık hatalarından ( mesela zaman kiplerinin sebep verdiği mantık hataları var galiba) dolayı kusra bakmazsınız umarım

Kullanıcı avatarı
Rescuer
Mebrure'nin Adamı
Mebrure'nin Adamı
Mesajlar: 2634
Kayıt: 05 Ara 2009 19:43
Klan: Lodos
Konum: Sakarya

Re: En Başından- Revizyon

Mesaj gönderen Rescuer » 14 Mar 2019 18:21

Önceki metinlere oranla, cümle yapıları daha uzun olduğundan (sanırım) diğerleri kadar sürükleyici olmadı. Hatta bazen olayları takip etmek zorlaştı. Fakat bu durum, üslubunu çok beğendiğim gerçeğini değiştirmiyor. :)
Devamını bekleriz. :)
Resim
Bitmez görünen mücadelede bir adım daha ilerlemek için...
Tılmesa

Esadullah
Mebrure'nin Adamı
Mebrure'nin Adamı
Mesajlar: 2614
Kayıt: 23 Nis 2010 23:38
Sunucu: Eminönü
İletişim:

Re: En Başından- Revizyon

Mesaj gönderen Esadullah » 04 Nis 2019 02:49

Hiç sıkılmadan mürekkep tüketen oyunculara hayranım. ellerine sağlık dostum
..ve bir gün George Stinney (John Coffey) olduğum anlaşılacak!

EbdSr
Salgın Koruyucusu
Salgın Koruyucusu
Mesajlar: 17
Kayıt: 16 Oca 2019 23:53

Re: En Başından- Revizyon

Mesaj gönderen EbdSr » 04 Nis 2019 11:43

Size de oyun dünyasında emeği geçenlere de çok müteşekkirim. Benim için İkv en başında zamanımı katleden bir oyundu, her şeyin fazlası zarar tabi, ama ruhumuzda iz bırakmış. Bu sayede, yakından olsun uzaktan olsun tanışmamıza vesile olduğu insanlar ve ortamlar sayesinde bugün kalem oynatabiliyorum. Yani tamamen ikvye borçlu olmasam da mühim bir payı var.

Cevapla

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir