ERG (Kitap)

İKV için yazdığınız hikayeler, şiirler veya kurgusal eserleriniz
Kullanıcı avatarı
Plafect00
FareAdam Düşmanı
FareAdam Düşmanı
Mesajlar: 485
Kayıt: 11 Mar 2017 15:14
Sunucu: Eminönü
Klan: Arzın Çocukları
Lonca: Raiders of Anatolia

Re: ERG (Kitap)

Mesaj gönderen Plafect00 » 17 Ağu 2018 13:18

Bir gün, mutlaka. Ama şu an bir çizgi roman senaryosu yazıyorum ve aynı zamanda kıyamet günlüklerinde yeni bir projeye başladım. İşte bu sebeplerden, belkide, pek de yakın olmayan bir gün.😔

Kullanıcı avatarı
Plafect00
FareAdam Düşmanı
FareAdam Düşmanı
Mesajlar: 485
Kayıt: 11 Mar 2017 15:14
Sunucu: Eminönü
Klan: Arzın Çocukları
Lonca: Raiders of Anatolia

Re: ERG (Kitap)

Mesaj gönderen Plafect00 » 20 Kas 2018 11:41

BÖLÜM 5.1 [GİZİT USÜLÜ]

Savaştan 3 ay kadar sonra küçük çatışmalar da dinmişti. Her şeyin bu kadar çabuk düzene girmesi bazılarına tuhaf, bazılarına komik geliyordu. Ama kimseye normal gelmiyordu.

Savaşın harap ettiği İstanbul, şimdi oldukça durgundu. Çocuk sesleri yine yükseliyordu ama kulaklara eskisi gibi neşeli gelmiyordu. Savaş insanların canını almıştı ama yaşayanları da birer ölüye çevirmişti.

Korcan kepenkleri kaldırdı. Ağır adımlarla içeri girdi. Ceketini askılığa astı, önlüğünü boynuna geçirdi. Taburesini dükkanın köşesinden aldı, üfleyerek üstündeki tozu temizledi. Henüz bitirmediği masanın başına oturdu. Akif Bey istemişti, 5 güne hazır olmalıydı masa. Hoş, Akif Bey laf etmezdi ama ona söz vermişti sonuçta, masayı vadettiği sürede bitirmeliydi.

- Kolay gelsin marangoz efendi!
Korcan başını kaldırmadan yanıt verdi:
- Eyvallah.

Furkan her sabah uğrardı Korcan’ın yanına. Bir çayını içer sonra doğruca Meteor Çarşısı’na giderdi. Eşref Bey’in kuyumcu dükkanını işletiyordu. Evi Korcan’ın marangoz dükkanına yakın olduğundan bir ritüel haline getirmişti bu ziyaretlerini. Yani bu alışılmış bir şeydi. Alışılmış olmayan Buğra’nın da Furkan’dan biraz sonra dükkana gelmiş olmasıydı. Korcan’a elindeki işi bıraktıran bu olmuştu.

- Günaydın komutanım!
- Kaç kere diyeceğim ulan sana; artık komutan falan değilim.
- Öylesiniz, sadece farkında değilsiniz.
Korcan başını sallayarak eline aldığı odunla, ağır adımlarla dükkanın arkasına geçti. Furkan lafa girdi:
- Hangi rüzgar attı seni buraya?
- Ender Bey’in ricası üzerine geldim.
Korcan:
- Ender mi? Bak sen... Neden böyle bir şey rica etmiş peki?

Buğra’nın yüzündeki gülümseme dindi. Ciddi ve buruk bir hale büründü.
- Ender Bey bir toplantı istiyor.
Yutkundu, sesini kısarak devam etti:
- Gizit usülü...

Kullanıcı avatarı
zorsavas5
FareAdam Düşmanı
FareAdam Düşmanı
Mesajlar: 270
Kayıt: 04 Oca 2010 19:06
Sunucu: Eminönü
Klan: Lodos
Konum: İstanbul

Re: ERG (Kitap)

Mesaj gönderen zorsavas5 » 21 Kas 2018 10:44

Henüz hikayenin başındayım ancak bence yazım sitilin gayet güzel takipteyim :)

Kullanıcı avatarı
Plafect00
FareAdam Düşmanı
FareAdam Düşmanı
Mesajlar: 485
Kayıt: 11 Mar 2017 15:14
Sunucu: Eminönü
Klan: Arzın Çocukları
Lonca: Raiders of Anatolia

Re: ERG (Kitap)

Mesaj gönderen Plafect00 » 23 Kas 2018 13:12

Teşekkür ederim, keyifli okumalar. :)

Kullanıcı avatarı
Plafect00
FareAdam Düşmanı
FareAdam Düşmanı
Mesajlar: 485
Kayıt: 11 Mar 2017 15:14
Sunucu: Eminönü
Klan: Arzın Çocukları
Lonca: Raiders of Anatolia

Re: ERG (Kitap)

Mesaj gönderen Plafect00 » 23 Kas 2018 22:55

BÖLÜM 5.2 [DÜKKAN TEMİZLİĞİ]

Furkan, çarşıya girmiş, dükkana gidiyordu. Çarşının her zamanki o sıcak, bilindik havası onu da ısıttı. Komşularıyla selamlaşıyor, hal hatır soruyordu. Bu güzel havayı dağıtan esnafın Furkan’a selam verirken takındıkları buruk gülümsemeydi. Bu, kötü bir şeyin habercisiydi. Furkan ne olduğunu anlamıştı, dükkana ulaştığında haklı olduğunu gördü. Camlar yine kırılmış, dükkan bir kez daha talan edilmişti. Furkan ayağının altındaki camları çatlatarak birkaç adım attı. Yerdeki üzerine kırmızı kalemle çarpı atılmış Fazıl Sarrafoğlu fotoğraflarından birini eline aldı. İç çekerek fotoğrafı masaya koydu ve dükkanı temizlemeye koyuldu.

Bunu bir-iki haftada bir yaşardı. İnsanlar Sarrafoğlu’nun fotoğraflarını karalar, kötü anlama gelen simgeler çizer ve küfürler yazar, sonrasında dükkanı darmadağın edip bu kağıtları her tarafa saçarlardı. Bu bir tür ritüel haline gelmişti. Barışın ertesi haftası başlayan karalama kampanyaları başta çok ilgi görmemişti. Bunun sebebi muhtemelen savaşın yarattığı, henüz atlatılamamış korkuydu.

Aslında insanlar Asım Büyük’ün açıklamasının ne anlama geldiğini gayet iyi anlamışlardı, Fazıl bir teröristti. İntahar göreviyle hayatına son vermiş bir terörist...

Bunu kabul eden büyük çoğunluğun yanında reddeden, hiç de azımsanmayacak bir topluluk vardı. Fazıl, Asım Bey’in bahsettiği kadar basit bir karakter değildi. Fazıl, inandığı davaya yüzlerce insanı da inandırmış, çok kısa sürede çok büyük işler başarmış bir yönetici olmakla beraber, benzerleri hayal bile edilemeyen muhteşem aletler, silahlar ve zırhlar tasarlamış dahi bir mühendisti. Bu yüzden onu destekleyen bir topluluk vardı. Hatta bazıları hala davası uğruna çalışıyordu.

Bu karalama kampanyasına karşı, kendine “Fazılcılar” diyen bir grup ortaya çıktı. Eylemler yapıyor, insanların fikirlerini değiştirmeye çalışıyorlardı. Bir sloganları bile vardı: Hiçbir terörist Fazıl olamaz!

Başarılı olmaya başladıklarında, insanların fikirlerini değiştirip taraftarlarını çoğaltmayı başardıklarında sert bir yumruk yediler. Asım Bey’in yaptığı Fazılcılar karşıtı basın açıklamasının ardından grubun çoğu üyesi tutuklandı ve hapse atıldı. Bu açıklamayla o güne kadar bu konudaki tarafsızlığını koruyan Asım Büyük, Fazıl karşıtı olduğunu göstermiş oldu.

Bu tutuklanmalar Fazılcıların taraftarlarının artmasına sebep olmuştu ama öbür tarafta bir patlama yaşanmıştı. Yönetimin de Fazıl karşıtı olduğunu öğrenen insanlar Fazıl’a sayıp sövmeye başladı. Karalama çalışması çok büyük bir hızla büyüdü. Sokaklarda kavgalar çıktı, insanlar yaralandı hatta ölenler oldu. Bu dönem pek uzun sürmedi, Fazılcılar hızla tutuklandı, darp edildi, linç yedi.

Sonuçta Fazılcılar diye bir grup kalmamıştı. Karalama kampanyasıysa hızla büyüyordu. İnsanlar duvarlara Fazıl’ı aşağılayacak resimler yapıyor, onunlar ilgili hakaret ve küfür dolu şiirler yazıyor, şarkılar besteliyorlardı. Babasından ona kalan tek şey olan kuyumcu dükkanının sürekli tacize maruz kalmasının sebebide bu şahlanmış karalama kampanyasıydı.

Furkan burayı kuyumcu olarak işletmiyordu. En iyi bildiği işlerden birini yapıyordu; kimyasal maddeler satıyordu, temizlik ve kişisel bakım malzemeleri. Haliyle pek de yağmalanmaya değer bir dükkan değildi.

Furkan temizliği tamamladı. Dükkanın camı tuzla buz olmuş demir kapısını kapattı, kilitledi. Toplantı için Ender’in evine gitmeliydi. Dükkan onu sandığından fazla uğraştırmıştı, muhtemelen geç kalacaktı.

Kullanıcı avatarı
Retaliation
Yaşam Merkezi Sakini
Yaşam Merkezi Sakini
Mesajlar: 5112
Kayıt: 27 Haz 2015 13:39
Sunucu: Eminönü
Klan: Arzın Çocukları
Lonca: Raiders Of Anatolia
Konum: İstanbul

Re: ERG (Kitap)

Mesaj gönderen Retaliation » 24 Kas 2018 00:24

Burada bile kimyacı olan bir Furkan. :)
Resim

Resim

Kullanıcı avatarı
Plafect00
FareAdam Düşmanı
FareAdam Düşmanı
Mesajlar: 485
Kayıt: 11 Mar 2017 15:14
Sunucu: Eminönü
Klan: Arzın Çocukları
Lonca: Raiders of Anatolia

Re: ERG (Kitap)

Mesaj gönderen Plafect00 » 26 Kas 2018 14:55

BÖLÜM 5.3 [ÇAY SAATİ]

Furkan içeri girdi. Korcan ve Ender masada oturmuş konuşuyorlardı. Yanlarına gitti, oturdu. Buğra, Furkan’ın ayakkabılarını düzenledi, kapıyı kapattı, mutfağa gitti.

- Ne kaçırdım?
- Hiçbir şey, sadece Korcan’la dertleşiyorduk.
- Hadi ulan oradan! Ne dertleşmesi?
Korcan gülerek çayından bir yudum aldı. Ender lafa girdi:
- Dostlarım, bugün sizi buraya sandığınızdan çok daha önemli bir mesele için çağırdım. Ancak, önce size bazı sorular sormalıyım. Savaşın ardından sizlerle pek görüşemedim, hastanede işler çok yoğundu. Takdir edersiniz ki Fazıl’la ilgili fikirlerinizi de pek bilmiyorum. Hangi tarafta olduğunuzu öğrenmeliyim.

Buğra elinde tepsiyle odaya girdi. Önce Korcan’a sonra Furkan ve Ender’e çay ikram etti, oturdu. Ender’in son cümlesi Korcan’ın canını fena halde sıkmıştı. Bu yüzünden anlaşılıyoru. Furkan çayından bir yudum aldı:
- Fazıl’ın ölümü beni çok üzdü. Bu kadar büyük bir deliliğe kalkışabileceği aklıma gelmezdi. Biz onu hırsından kudurmuş bilirdik, halbuki hırsından delirmiş. Öyle yada böyle, Fazıl çok büyük bir adamdı. Ben Fazıl’ı çok seviyorum ve ona hala çok büyük bir saygı duyuyorum. Ama ne Fazılcıyım ne de başka bir şey.

Ender rahatladı. Furkan’a teşekkür edip gözlerini Korcan’a çevirdi. Korcan hiç oralı değildi. Gözlerini düşürmüş çayını içiyordu.
- Korcan, bunu öğrenmeliyim. Sen Fazıl’dan nefret ediyordun.
- Hayır.

Çayını masaya bıraktı. Kollarını bağladı, arkasına yaslandı. Derin bir nefes aldı.
- Evet, Fazıl’dan nefret ettiğim zamanlar oldu. Hele savaşın sonlarına doğru... Ağzına sıçmak istiyordum. Güç gözlerini kör etmişti. Davamızın amacını unutmuştu. Güç onu delirtmişti. Ve sonunda deliliğine yakışır bir şey yaptı.
- Acaba yaptı mı?

Korcan kaşlarını çatmış Ender’e bakıyordu. Ender’in bu sözü masadaki herkesin tüylerini diken diken etmişti.
- Ne diyorsun sen?
- Sence Fazıl o kadar delirmiş miydi? Yani... Evet, güç gözünü kör etmişti, belki sağlıklı düşünemiyordu. Ama Fazıl Sarrafoğlu’ndan bahsediyoruz! Sıradan birinden değil!

Korcan hiddetle ayağa kalktı.
- Çıkar ulan ağzındaki baklayı.
- Buğra, kurşunları getir.


Cevapla

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir